Çiçeklerle normalde pek aram yoktur; hatta geçmişim bu anlamda bayağı karanlıktır da. Yine de geniş pencere önü bol ışık alan ofisimizdeki orkidelerin yanına bir menekşenin çok yakışacağını düşünerek edinmek istemiştim ve Migros'ta çiçeklere bakınırken arkadaşım S.'nin de önerisiyle, tabiri caizse oradaki en kanadı kırık menekşeyi evlat edindim. Ki zaten gönlüm hep kanadı kırıkların safındadır; İş yerine getirince, solup sararan yapraklarını ve açmadan küsen tomurcuklarını bir güzel temizledim, kırılmış yaprakların fazlalıklarını aldım ve onu camın önüne yerleştirdim.
Plastik saksının altına bir de alelade tabak, annem görse "Ne bu böyle?" derdi, görüntü onu rahatsız eder, hemen estetik bir şekle sokmak isterdi; ama ben böyleyim, kahverengi saksı, plastik tabak değil, önemli olan o an işimi görmesi. Keşke eskiden olan toprak saksılardan bulabilsem onun için; ne de güzeldi halamın o saksılardaki menekşeleri.
Her gün dipten suyunu verdim. Ama dinlendirdiğim sudan. Çeşmeden doldurduğum suyu direk çiçeklerime dökmüyorum çünkü köklerini üşütebilir, onlara zarar verebilir; klor oranı da dokunabilir. Su işte, deyip geçmemek gerekli.
Suyu verirken konuştum onunla, eskiden saçma bulurdum, gülerdim hatta. Ama artık anlıyorum; sevgiyi yalnızca karşımızdakinin hissetmesini beklemek eksik kalıyor, söze de dökmeli. Karşımızdaki bir çiçek bile olsa, "Pff, anlamaz ki!" demeden, bir karşılık da beklemeden, sevdiğimizi söylemeli. Bunu her şeyden önce de kendin için yapmalı! Çünkü, sevilmek bir başkasına muhtaçtır; oysa sevmenin gücü kendi içinden gelir :)
Ve sonuç: Pıtır pıtır açtı benim mor menekşem!
Biraz utangaç, biraz ürkek; ama tüm sakinliği ve zarifliğiyle merhaba dedi bize :)
Menekşeler bile çiçekleriyle bizimle konuşup, sevgimize kendi dilinden cevap verebiliyor.
Ya biz?
.......
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder