25 Ocak 2021 Pazartesi

25 Ocak; Kısa kısa

* Uzun bir süredir, TRT Dinle uygulamasından Peyami Safa'nın romanı "Sözde Kızlar"ı dinliyordum. Dün nihayet bitti. Çok severek dinlemedim aslında, sadece Ayla Algan'ın o güzel sesi için dinledim, bir de örgü örerken sesli kitap dinlemek çok güzel. TRT Dinle uygulaması da çok güzelmiş, yüklediğimden beri içeriğinden oldukça faydalandım diyebilirim. Zenginliği herkesçe malum geniş bir arşivi var ve ücretsiz.


Alıntıdır.

** Evde kapsül kahve makinası kullanıyordum ama hem kapsüller pahalı hem de pek severek içemiyordum. Bir süredir evde filtre kağıdı ile kendim demliyorum kahveyi. Daha güzel oluyormuş. Kapsüllü makineyi de satabilirsem satacağım :)

*** Nermin Yıldırım'ın son romanı "Ev"i okumaya başladım Doğrusu ilk elli sayfada beni biraz çarptı, bulutlu havanın da etkisiyle biraz daha karardı içim. Az daha "sonraya bırakıyorum," diyecektim ki devam eetmeye karar verdim. Bakalım günler neler getirecek?

**** Demin düşünüyordum da, bu pandemi süreci ne çok eve bağladı bizi. Normal şartlar altında şu saatlerde pazartesi sendromundan ancak çıkmış olurdum. Tuhaf geliyor evde olmak. Bir yıla yaklaşıyor neredeyse bu sürece girdiğimiz ama evde olmak halen değişik bana göre.

18 Ocak 2021 Pazartesi

18 Ocak; Neler okudum?

 Değerli okur, ne ara 18 ocak oldu? Daha geçen hafta kutlamıştık gibi geliyor yeni yılın gelişini. Zaman algısı çok tuhaf...

Uzun zamandır burada kitaplar üzerine gevezelik etmemiştim. Ama 2021'e birlikte girdiğim "Cevdet Bey ve Oğulları"ndan bahsetmezsem olmazdı, olamazdı.

Fotoğraf bana aittir.


Orhan Pamuk bazı kitaplarını aşırı hayranlıkla sevdiğim, bazılarını ise arkama dönmeden bırakıp gittiğim; fakat yine de onsuz yapamadığım bir yazar. Seviyorum. Geçmişi dantel dantel işlemesini seviyorum. Okurken tıpkı o zamandaymışım hissini vermesini. Karakterlerinde muhakkak kendimi buluşumu. Sorgulamalarını. Cevapsızlıklarını. Seviyorum işte.

Cevdet Bey ve Oğulları, Pamuk'un 22 yaşında yazmaya başladığı ilk romanı imiş. Tabii bu çıtayı çok fena bir şekilde arşa çıkardı. O yaşta, böyle bir kitap.... İsminden de anlaşılacağı gibi, roman İkinci Meşrutiyet civarlarında Cevdet Bey ile açılıyor, 1937-8'ler civarı Oğulları Refik ve Osman ile devam ediyor, 1970'te ise Refik'in oğlu Ahmet ile sonlanıyor. Bu üç kuşağı anlatmıyor tabii ki, arka planda bir panorama seriyor gözler önüne ki seyr-i ala... Tabii ki çok fazla sulandırmayacağım, çünkü içerikten bahsetmeyi hiç sevmem ama, bir istisna olarak Ömer ve Refik'in Ankara'da iken geçirdiği zamanları ayrı sevdim. Neden? Çünkü Ankara sevgim sonsuzdur... Nasıl güzel anlatmış, sokakların atmosferinden tut, Genç Cumhuriyet'in sevinçleri ve sancılarına dek.

Ve, bir kitap daha. O da kalemini çok sevdiğim, okuduğum her kitabında kalbimin bir parçasını bıraktığım Şükran Yiğit'in son kitabı: "Burası Radyo Şarampol"

Antalya'da başlayan ve Berlin'de noktalanan naif bir hikaye. Sadece naif değil, eksik oldu, hüzün bir tül perde gibi asılı. Ama Antalya güneşi de sık sık gösteriyor kendini perdenin ardından :) Antalya sokaklarında dolaşıyorsunuz, sonra birden Berlin'de buluyorsunuz kendinizi. Ben Berlin'i daha çok sevdim ama. Güzel demlenmiş bir bardak çay gibi içtim bitirdim éburası Radyo Şarampol"ü. Tıpkı Ankara mon Amour ve Çatıkatı Aşıkları gibi, kalbimde hep taşıyacağım bir kitabı daha oldu Şükran Yiğit'in bende. Seviyorum merkez.

İki kitap da tavsiyemdir. Ben de gidip "Mavi Sürgün"ü okumaya devam edeyim.

14 Ocak 2021 Perşembe

14 Ocak, İşkolik miyim?

Değerli okur, çok uzun zamandır şikayetlenmemiştim, şu anda ise tam bir keşmekeş içerisindeyken burada iki dakika konuşayım da rahatlayayım istedim.

Konu başlıktan belli aslında; işkoliklik. (Tekrar edince pek bir nağmeli yalnız...)

İşimi elimden geldiğince düzgün ve güzel yapmaya çalışırım. Havale edilen evrakın işlemini hemen gerçekleştirip onun karşısına beynimdeki listede "tik" atınca rahatlarım. İşi son ana ertelemeyi ise hiç sevmem. Mümkünse geldiği gün halledeyim ve dosyayı kapatayım. "E bunun neresi kötü?" diyenleriniz çıkacaktır muhakkak ama bazen mesela gecenin bir yarısı, aklıma bir iş geliyor ve anında beynimde sinyaller yanıp sönüyor, "Yapmış mıydım?" Sonra hadiii, bilgisayarın başına geç, kontrol et, eğer ki yapmadıysam bir endişe dalgası, sonra yap ve rahatla. Haftasonu gelir mesela aklıma, klasörleri düzenlerim, mailleri gene ve gene kontrol ederim.

Alıntıdır.


Bugün işim gereği yarın için bir toplantı organize etmem gerekliydi. Katılımcılara resmi yazılarını yazdım ve imzadan çıktı, sistemlerine düştü. Sonra bir hastane işi vardı, gittik geldik vs derken işkoliklik dürtülerim sağolsun gene bilgisayar başına geçtim ve katılımcıların yazıları açıp açmadıklarına baktım; ikisi açmış fakat ikisi sistemlerini kontrol etmemiş. Haydaaa, aldı mı beni bir telaş... Haber versem mi vermesem mi? Hadi dedim, şimdi bir aksaklık olmasın, normalde onların sorumluluğu ama ben yine de whatsapptan yazayım. Birisi nazikçe teşekkür etti, diğeri ise öyle bir hukukumuz olmamasına rağmen çıkışır gibi yazdı. Hayır da ben sana iyilik etmişim bir yerde, sen neden sistemini kontrol etmek yerine bana sitem ediyosun ki? Güya toplantı yönergeye göre üyelere bir hafta önceden bildirilmeliymiş, yönergede öyle bir hüküm olsa amenna... (Hayır, bir de tüm bu olayı "kişisel algılamama" seçeneği var ve aslında en doğrusu o, ama onu da ben yapamıyorum...)

Öf vallahi çok doluyum. :(((

8 Ocak 2021 Cuma

8 Ocak; Yeni Kitaplar - I

Değerli okur, kütüphaneme yeni eklediğim kitaplarım orada burada mahzun mahzun okunmayı beklerken ben de en iyisi "Neler almışım? minvalinden bir yazı yazayım istedim. Bir kısmının kargo paketini açmamış olduğumdan mütevellit, geçen yazılarda da bahsi geçen Metis Ajanda'yı sipariş ettiğim ilk parti kitaplardan bahsedeceğim bu yayında. Bu arada son cümleden anlaşıldığı üzere, tercih ettiğim ajanda Metis oldu. Bakalım yılın sonunu görebilecek mi :)

Burası Radyo Şarampol, Şükran Yiğit; Şükran Yiğit benim kalbimde çok çok ayrı bir yeri olan bir yazar. "Ankara, mon Amour!" ile kalbimi fethetmiş, Çatıkatı Aşıkları ile bu yerini perçinlemiş idi. Son kitabı Burası Radyo Şarampol'ün çıkacağını duyar duymaz beklemeye başladım ve kaç zamandır beklettiğim bu siparişi bu kitap için biraz daha beklettim. Şu an okuduğum Cevdet Bey ve Oğulları biter bitmez, Burası Radyo Şarampol'e başlayacağım :)

Mavi Sürgün, Halikarnas Balıkçısı; Şakir Paşa Ailesine ve bireylerine karşı inanılmaz bir merakım ve düşkünlüğüm vardır. Aileye dair biyografi ve otobiyografilere dair ne bulduysam okumaya çalıştım, devam da ediyorum. Mavi Sürgün de Halikarnas Balıkçısı'nın, yani Şakir Paşa'nın oğlu Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın kendi yaşamöyküsünü anlattığı kitabı. Merakla sırasının gelmesini bekleyenlerden.

Ev, Nermin Yıldırım; Nermin Yıldırım benim için kelimelerin ahengini çok ustalıkla kullanan bir yazar. Özellikle Saklı Bahçeler Haritası'nı okurken hayranlığa gark olmuştum. Ev, bakalım nasıl bir okuma olacak? :)

Kum Tefrikaları, Ömür İklim Demir; YKY'nin yazarlarına ve külliyatına bayılıyorum. Ömür İklim Dmir'in ilk kitabı "Muhtelif Evhamlar Kitabı"nı bayılarak okumuştum ve "Keşke, gene yazsa, daha çok yazsa!" demiştim. Sağolsun, sanki bu dileğime karşılık verircesine, uzun ve güzel olduğundan şimdiden emin olduğum bir roman yazmış kendisi. E bana da okumak düşüyor haliyle.

Kitaplar sağolsun, yazmayı uzun zamandır özlediğim, içime sinen bir yazı yazdım yine onların sayesinde. Kitaplar, kelimeler, edebiyat, yazarlar... İyi ki varlar değerli okur, iyi ki varız, iyi ki varsın <3



5 Ocak 2021 Salı

5 Ocak; Alelade bir gün

“Ne yazsam? Ne yazsam?” deyip hiçbir konu bulamadığım bir gün değerli okur, Kervan yolda düzelir deyip yola çıktım ben de. Dün telefondan blogger’a girebildiğimi keşfettim. Şimdiye dek blog yazmak için hep bilgisayar başına oturmam gerekliliğine şartladığımdandı belki de bu geç keşif. Şu an Çağan mutfak tezgahında lego oynarken ben de tabure tepesindeki çocuğuma göz kulak olurken bir yandan da yazıyorum işte. Yalnız resim ekleyemiyorum, biraz daha kurcalamam gerekli.

Alfred Broge


Yine yazmaya başlamak gerektiğini düşünüp, hatta kaleme kağıda fena şekilde sarılmak isteyip sonuçta hiçbir halt edemediğim zamanlara geldim. Bir süredir bilinçli olarak uzak duruyordum, çünkü isteğim yoktu. Şimdi ise istek var lakin kanallar tıkandı maalesef. Buna bir çözüm bulmak lazım. Hele ki okuma yaptıkça daha çok yazasım geliyor. Orhan Pamuk’u bir film seyreder gibi okuyorum resmen. Nasıl iyi geldi bana, anlatamam.

Dışarıda hafif soğuk ve yağmurlu bir hava var. Misss. Mesai biter bitmez kendimi sokağa atacağım. Bulaşık makinesi tableti almak bahanesiyle en uzak markete yürüyeceğim. Kulaklığımı takıp kendimle kalmanın keyfini çıkaracağım. Yani inşallah. Dilediği zaman yalnız kalabilenleriniz vardır muhakkak, kıymetini bilin. Ne büyük bir nimete sahipsiniz... Belki bir iki dergi de alırım. Önüme ne çıkarsa aldığım bir dönemdeyim. Maalesef. Ama aldıklarım hep kitap. O biraz hafifletiyor mazeretimi :) Aldığım kitaplar bir sonraki yazının konusu olsun o halde. Söz yarın yazacağım. Valla.


1 Ocak 2021 Cuma

1 Ocak; "An"

Alıntıdır.

Şu an köydeyim, sobanın kenarında. Solumda, yerde kitabım duruyor, Cevdet Bey ve Oğulları. 2014-2015 geçiş kitabım yine bir Orhan Pamuk idi, Kafamda Bir Tuhaflık. Çağan içerilerde bir yerde kendi kendine oynuyor. Annemle halam mutfakta yemekle meşgul, kardeşim yanımda o da Kurtlarla Koşan Kadınlar'ı okuyor. Akşam sekizde örgüye başlayacağız. Bunları unutmamak için yazıyorum şu an, "an"ın tadını daha sonra da anımsayabilmek için. Aa, unutmadan televizyonda da Neşeli Günler oynuyor, demin Ziya "Kardeşin ulan o senin! Kardeşsiniz siz!" dedi.

Günlerden cuma, pazartesiye dek buradayız. Zaman geçmese diyorum, burada öylece kalsak.

28 Aralık 2020 Pazartesi

28 Aralık; Yeni yıl yeni kararlar?

Değerli okur, yine geldim. Hep yakın zamanda gelirim diyorum ama araya en az beş gün giriyor. Ama emin olun, bana o beş gün en fazla iki gün gibi geliyor. En son gün mevhumu da yitmeye başladı. Bu hafta cumartesiyi pazar sandık mesela, eşim traş oldu filan :Pp

Bu zaman zarfında bir yaş daha büyüdüm, 34 oldum. İşyerinde A. Bey ile konuşuyorduk, benim 34 olduğumu duyunca şaşırdı, benim daha büyük olduğumu düşünüyormuş, ama görünüşten değil, erken işe başladığımdan. Neyse, konu bu değil, "34 oldum," dedim ama "hiç 34 gibi hissetmiyorum, sanki daha 25 yeni oldum," Ama sanırım o his o güne özgüydü, şu anda kendimi net 60 hissediyorum mesela. Üzdünüz beni yıllar.

Alıntıdır.

Neyse, başlıkta ne demiştim? Yeni yıl, yeni kararlar. Bir blog arkadaşımın yazısına da yorum bırakmıştım; yeni yıl benim için yeni bir başlangıç demek. Yeni bir yıla girerken kararlar almayı seviyorum, onları ne denli uyguladığım ayrı bir tartışma konusu ama yeni yılın verdiği o boş defter hissi, yeni başlangıç hissi sizce de çok güzel değil mi? (Sizce de çok güzel olsun, lütfen :) Gerçi alabileceğim pek bir kararım da yok ama, bunu şu an yazarken fark ettim. Yine de adettendir, yeni bir yıla girerken;

* İki günde bir bloga yazmaya niyet ediyorum :) Çünkü, her türlü edebi yazma eyleminden bir süreliğine ya da sonsuza dek vazgeçmiş olabilirim. Ama bu yazma eyleminin kendisinden bir caymayı gerektirmiyor. Kaldı ki yazmayı seviyorum ama erteleme huyum işin içine fena giriyor. O yüzden 2021'de sıkça yazmak benim öncelikli kararım :)

Peki sizin yeni yıl için kararlarınız var mı? Ya da şöyle sorayım, karar alabilmek sizin için bir şey ifade ediyor mu? (Karar almak ve kararı uygulamak aslında başlıbaşına ayrı bir yazı konusu ama biz bunu yılbaşı kararı olarak düşünelim :)



17 Aralık 2020 Perşembe

17 Aralık, Niyet ettim bir ajanda almaya

Değerli okur, Çağan babası ile özel eğitime gitti, ben de evi şöyle bir temizledim, sildim süpürdüm, evin içi misler gibi temizlik kokuyor. Normalde tembelimdir, asla tek başıma temizlik yapmam. Bana zulüm gelir, bir gün evvelden oflayıp poflarım. Hele ki evin her yerine legolar dağılmışken (Çığlık tablosunu hayal edin) Ama şu robot süpürgelerden biri de bize gelince gerçekten hayat kolaylaştı benim için. Bir de fısfıslı mop aldım, bir saatte ev ışıl ışıl oldu :))

Neyse, mevzuya gelelim; her yıl bu zamanlar içimi bir ajanda alma hevesi kaplar, gelene dek heyecandan duramam, "yeni yıl, yeni kararlar," derim ve ne hikmetse şubat sonunda ajanda da kaydedilmesi gereken bir tarih gibi tarihe karışır. Taş çatlasın nisan. Defaaten tecrübeyle sabitledim lakin gel gör ki arsız gönül gene bir ajanda sevdasına düştü işte.

Giola Gandini

Matt Notebook'un üzeri puantiyeli, her güne bir sayfa düşen büyük ajandasını mı, Metis'in bu seneki konsepti "hayat memat" olan  uygun fiyatlı ajandasını mı alsam? Yoksa daha evvelki tecrübelerimden ders alıp, hiç bu işe bulaşmasam mı? Ama öyle de yeni yıl hevesi eksik kalacak gibi geliyor. Hoş, 2020'yi ne umutlarla beklemiştik değil mi?

Yine de, geleneği bozmamak adına alacak gibiyim birisini. Hem de Kırmızı Kedi'nin 2017 yılına ait Kedili Ajandasın şimdi alıntı not defteri olarak kullanıyorum işte, demek ki boşa da gitmiyor öyle!

14 Aralık 2020 Pazartesi

14 Aralık, Devam ediyoruz.

Değerli okur, bu kadar işte.

Devam ediyoruz.

Sevdiklerimizi kaybediyoruz, ölüm gerçekten tuhaf bir sorgulamaya neden oluyor, zaman zaman ışıksız bir odada hissedip endişelere kapılıyoruz.

Ama devam ediyoruz.

Yine yiyoruz, yine alışveriş ediyor, yine işe gidiyor, yine araba kullanıyoruz.

Bir süre otomatik pilotta yapıyorsak da sonradan kendimize geliyoruz.

Ben de devam ettim işte. 

Aslında neler neler yazacaktım da bilgisayar açılana dek unuttum iyi mi :) 

Alıntıdır.

Bir önceki haftadan kalan azılı diş eti sorunumun kalan tedavisi halloldu çok şükür. Yarın diş arası fırçası bulmam lazım, neredeyse bir haftadır sallıyorum. 

Cuma günü köye gittik. Hem Herkül'ü (tabii size Herkül'den de bahsetmedim, ailemizin yeni üyesi, minik Sivas Kangalı :) artık aşıları tamamlandığı için köy evine bırakmaya, (babam haftanın beş günü orada zaten) hem de haftasonu kısıtlamasında biraz nefes almaya. Çağan da bahçede oynar dedik ama hava biraz sıkıntılıydı, yine de bahçede güzel zaman geçirdi. Herkül bahçede çamurlara belendi :)) Çağan'ı kovaladı, Çağan kaçtı. Şebekler :) Rüzgar güneyden esti, soba tüttü, ben pimpiriklendim, gece uyumadım. Ertesi gün eşim sobayı komple söktü, dedi "Bunu temizleyeceğiz!?" Tabii ben poker face. Allahtan annem vardı. Anneler iyi ki var. <3

Bahçe tellerinin dibinde, karşı evin köpekleri tarafından kovalanan zavallı bir köpecik vardı. Aç, ürkmüş ve tedirgin. Hepimizin içine dokundu o hali, tarif edemem. "Acaba bakabilir miyiz?" diye bir süre düşündük kendi aramızda, sonunda bizim düşünmemize gerek kalmadan köpecik kendisi geliverdi bahçeye. Herkül'ün minik bir odası var kümesin yanında, bu köpeciğimiz de eğer kalmak isterse bahçe mutfağının yan tarafında bir yer yaptık. Öyle zayıf ve çelimsiz ki tellerin altından sürünerek girmişti içeri, bakalım babam gittiğinde onu bulabilecek mi? Kalırsa çok mutlu olacağımız kesin <3

Haricinde, kuzenimin eşi Iğdır'da öğretmen olarak görev yapıyor. Bu hafta, onların ön ayak olmasıyla tüm anne tarafı birleştik ve S'ciğimin okuluna bir fotokopi makinesi hediye ettik. S diyor ki, "Burada onlara ne büyük değerde bir hediye verdiniz, tahmin bile edemezsiniz." Bazen bizlere sıradan gelen şeyler, başka insanlar için nasıl da büyük bir önem taşıyor. İnsanoğlu olarak nasıl da kıymet bilmiyoruz...

Yarın uğrayacağım değerli okur.

7 Aralık 2020 Pazartesi

7 Aralık, Toksik endişe.

Yalnız yazımın başlığı da liseli rock grubu ismi gibi oldu. Ne yapalım artık idare ediverin değerli okur. Çağan sabahleyin bir uyandı altı gibi, baktı kimse pas vermiyor geri uyudu, hala da uyuyor. Ben de fırsattan istifade, iş için bilgisayarı açmışken içimi dökeyim dedim.

Alıntıdır.

Aslında pek iç dökecek bir durum da yok. Başlıktan anlayacağınız gibi şu günlerde daim bir endişe ile yaşıyorum. Babaannemi kaybettiğimden beri durumum bu şekilde. Sürekli bir tedirginlik ve ürkme hali var bende. Telefon çalsa ürküyorum, rüya görsem ürküyorum, işle ilgili bir şey olsa ürküyorum. Normalde dengeleyebildiğim durumlardı bunlar ama son iki haftadır bende toksik bir etki yarattı ve baş eetmekte zorlanıyorum. Sanki her şey, hep böyle sürecek, böyle hissettirecek gibi geliyor. Evlere yeniden çekilmemizin de bunda etkisi oldu. Sanırım biraz sosyalleşebilmek iyi gelirdi ama maalesef...

Zihnim çok dolu, zihnimi oyalamak zor, ben de elimi oyalıyorum ne yapayım. Bir kazak örüyorum, o da biraz küçük oluyor, elim çok sıkı. Bakalım giyebilecek miyim :) Bir de doğal taş bilekliklerimin her gün bir tanesini takıyorum. Zoisit ve havlit olanı var, o iyi geliyor bana.  Onun haricinde kahverengi üzerine puantiyeli harika bir 2021 ajandası gördüm ve vuruldum. Almak istiyorum ama, biliyorum çöp olacak. Belki bir iki satır yazarım her gün, ha, ne dersin?

Yetişkinlerin Yalan Hayatı'nı bitirdim geçen hafta. Elena Ferrante sevenler için çok güzel, daha önce okumamışlar için biraz alışma süresi gerektiren bir kitap, okuyunuz efendim. Bendeniz yine İtalyan edebiyatından devam ettim, Domenico Starnone'den Bağlar'ı okuyorum şu anda da. 



Haftanız iyi geçsin değerli okur, beni yalnız bırakmayın zira insana ihtiyacım var.

5 Aralık 2020 Cumartesi

5 Aralık, Gelmiş Bulundum

 Sabahtan Edip Cansever'in bu şiirinin alıntılandığı bir Instagram hesabına denk geldim. Hikayede paylaştım. Ama yetmedi değerli okur, şiirin dizeleri gün boyu beynimde dolandı.. Defalarca okudum.. Yetmedi, burada da paylaşmak istedim. Özellikle son kıtası içime işledi. O loş bahçede dolandım, yağmurdan sonra güllere düşen damlaları topladım, bir banka oturup ayaklarımı salladım..

Bana hissettirdiklerini paylaşamam, kelimelerim buna yetmez..

Bo Fransson


Gelmiş Bulundum

ben mişim---neymiş?---su sesiymiş

oymuş---cam kırıkları gibi gövdemi yakan---

yanağında sardunya kokusuyla yazdan

kimmiş o gelen ya giden kimmiş

bir yabancı mı, yoksa bir ermiş

değilmiş, bir çağrı bile yokmuş uzaktan.


güneş mi batarmış bir özel isim bitirir gibi

yanmış bir ağacın yaprakları mıymış kımıldayan

ne kalmış bir önceden ya da bir sonradan

kim koparmış dalından bu yabani incirleri

ya kimmiş kıyıya çeken hayalet gemileri

ne yazılmış nereye bu garip kargaşadan.


yıldızlar, büyülü ülke, adımı unutturan

bir kaya, bir ot, bir akarsu

hangi yaz şarkıcılarının ürpertili korosu

ki bütün ölüleri sığa çıkaran

ve kenti bir ölüm derinliğine salan

yani bir gül solarken bir gülün açma korkusu.


şiirler yazdım, kitaplar okudum

elime bir bardak aldım, onu yeniden oydum

derinlerde kaldım böyle bir zaman

kim bulmuş ki yerini, kim ne anlamış sanki mutluluktan

ey yağmur sonraları, loş bahçeler, akşam sefaları

söylesin benimle biraz bir kere gelmiş bulundum.


edip cansever



25 Ocak; Kısa kısa

* Uzun bir süredir, TRT Dinle uygulamasından Peyami Safa'nın romanı "Sözde Kızlar"ı dinliyordum. Dün nihayet bitti. Çok severe...