10 Temmuz 2020 Cuma

10 Temmuz; Bir Kitap: Ah Mana Mu, Handan Gökçek

Değerli okur, sanırım bir süre evvel yitirdiğim okuma hızıma geri kavuştum. Duyan da son sürat okuduğumu zannedecek gerçi :) Bir haftada bir kitabı bitirebiliyorsam, ideal hızda olduğumu anlayabiliyorum. Hız tabii burda mecazi bir kullanım, kimseyle yarış yaptığım yok. Bir haftada bir kitap, benim zamanı iyi kullanabildiğim anlamına geliyor; bulduğum her fırsatta kitabımı elime almam, tatmin edici bir okuma yapmam demek :)

Fotoğraf bana aittir.

Ah Mana Mu -Anneciğim- ile geçen yıl tavsiyelerine oldukça güvendiğim bir Instagram hesabında  karşılaşmış, okumayı kafaya koymuştum. Bahsettiğim gibi, mübadele ile ilgili okuma yapmayı seviyorum. Bu yıl okuduğum Kanatsız Kuşlar isimli roman da mübadeleye değinen çok ama çok iyi bir kitaptı bu arada. (Ne var ki onu da yazmamışım bloga!) Alayım alayım derken mayıs ayında verdiğim bir siparişle geldi kitap. Geçen hafta sonu da okumaya başladım. (Buradan anlıyorum ki, bir kitabı okumak istemem ve okumam arasında geçen süre minimum bir sene.)

Yanya'da başlıyor Sakuş ile Rena'nın hikayesi. Rena güzel bir Rum kızı, Sakuş ise Müslüman bir Türk. İmkansız denileni oldurup evlenebiliyorlar ama sonra başka ayrılıklar giriyor hayatlarına. Konusu kabaca böyle, daha fazla anlatmayı sevmiyorum. Yazarın kalemi lezzetli, dili akıcı. Zaten kendi ailesinin hikayesinden yola çıkarak yazmış romanını da. Gerçek hikayeler insanı bir kat daha sarsıyor. Kurgu bir acı ile gerçek bir acıyı okumak çok çok farklı... Acı var ama yine de akıcı, size sıkılacak fırsat vermeyecek bir kitap. Kesinlikle okuyun diyemem ama okursanız zaman kaybetmiş de olmazsınız.

Bu haftasonu köyde değiliz. Ev işleri ile meşgul olurum, haftaya kuzenimin düğünü var, henüz kıyafet almadııım belki yüksek tedbirle çarşı pazar gezerim. Bakalım.

9 Temmuz 2020 Perşembe

9 Temmuz, Yavaş Yavaş

Çağan'ın dünyaya gelmesi ile, kitaplık odamı bebek odasına çevirmiş ve kendime ait bir odadan vazgeçmiştim. O odada her ne kadar fazlaca zaman geçiremesem de o aitlik hissi benim çok hoşuma gidiyordu. Bir masam, sandalyem vardı. Kabul, zaman zaman üzeri ıvır zıvırdan görünmez oluyordu evet ama yine de var mıydı vardı.

Alıntıdır.

Annemle son giriştiğimiz ve hala devam eden evdeki sadeleşme harekatımda, gardrobun ve kitaplığın bulunduğu ardiye odasını hayli sadeleştirmiştik. Gardrop yanındaki istiflenen kutuları erittik, ben kitaplığı komple elden geçirdim. Derken, o fikir yeniden aklıma düştü; neden yeniden bir odam olmasın? Varsın biraz kalabalık olsun ama kitaplığım yanıbaşımda olsun, bir masam ve sandalyem olsun yeterdi bana. Akşamları Çağan uyuduktan sonra oraya çekileyim falan filan. Sonra sipariş verdim ve dün masam geldi :) Tabii bir heves hemen kurdum. Çağan benden çok sevdi gerçi kitaplıklı odada durmayı. Raflara kendi oyuncaklarını diziyor filan. Onun da kendi küçük masası ve sandalyesi var, sonradan onları da getirdik. Şimdi kendime bir sandalye almam lazım. Artık akşamları sarı ışığımın altında, penceremin önündeki çam ağacına bakarken neler okur, neler yazarım bilinmez. Sandalyemi de aldıktan sonra odamın nihai halini sizlerle de paylaşacağım :)

Görüşmek üzere <3

8 Temmuz 2020 Çarşamba

8 Temmuz; Öylesine

Görsel alıntıdır.
Güneş batarken,
Karşı tepeden bir kuş havalansa.
Kanadı pembe bir buluta değse,
Pembelik dağılsa,
Havaya karışsa.
Ilık rüzgarla içimize çeksek,
Mutluluk dolaşsa kanımızda.
Kalabalık sofralarda,
Ağaç altlarında neşeli şarkılar.
Herkes gülümsüyor,
Hüzünler fazla mutluluktan.
Sobe diyor çocuklar hayata,
Sandalyelerde büyükler otururken.
Bükülmüş bir dudak göremezsin orada,
En fazla birisi limon sevmiyordur.
Kahkahalarla ay doğar hanelere,
Bahaneli kahveler fallara gebe.
Hayaldir mutlak bu söylediklerim,
Yaşanmış olabilir mi bir zaman böyle?

7 Temmuz 2020 Salı

7 Temmuz; Hayat daim bir telaş.

Değerli Okur, akşam nasıl oldu? Ben bugünün nasıl geçtiğini hiç anlamadım çünkü. Sabahtan Çağan'ın eğitimi vardı; bir saat bireysel, bir saat de ergoterapi. Her iki öğretmeni de çok güzel şeyler söylediler. Özellikle göz teması mükemmel diyorlar. Böyle olumlu yorumlar bize çok iyi geliyor doğrusu. Çünkü otizm benim düşüncemde bir iletişim sorunu. Göz teması demek, iletişim demek ve da daaa dünyalar benim :)


Gayrısı, işler güçler evraklar, bitmeyen döngüm. Ama rutinde akan bu döngünün beni rahatlattığını hissediyorum. Bir şeylerin yolunda aktığı hissini veriyor. Daha evvelce bahsetmiştim;  bir rutin oluşturmak ve ona bağlı kalmak da benim bir mutluluk sebebim.

Gün gcrye ulanırken ancak noktalıyorum yazımı. Daim muhabbetle ♥️

6 Temmuz 2020 Pazartesi

6 Temmuz; Bir Kitap: Sarıyaz, Mahir Ünsal Eriş

Değerli okur, işyerinden bildiriyorum. Dün köyden nispeten geç bir vakitte döndüğümüz için akşam ütü filan yapamadım. Haliyle erken (kendi normallerime göre) bir zaman uyanıp ütüye koyuldum. Neyse ki tüm işler halloldu. Daireye gelmemle işe bir koyuldumsa, şimdi ancak kolaylayabildim! Öğle arası Dolap'tan sattığım bir ayakkabımı kargoya vermiştim, dönüşte de Canım S.'ciğimi aradım, sesini duymuş oldum, pek de özledim gerçi ya...

Bugünün yazı konusu kendiliğinden kaynaklı, kitap yorumu :) en sevdiğim konulardan. (Hani akşam pişiriverdiğin kolay yemekler gibi, bir çırpıda oluveriyor, ama lezzeti de benzersiz oluyor!)

Fotoğraf bana aittir.

Mahir Ünsal Eriş, okurlarını onlar için uzun sayılabilecek bir müddet beklettikten sonra iki öykü kitabını peşpeşe yayımlamıştı. Kara Yarısı ve Sarıyaz. Kara Yarısı'nı ben pandeminin en civcivli zamanlarında okudum fakat sanıyorum yorumlamadım. (En kısa zamanda ekle.) Sarıyaz da, yazın geldiğini iyiden iyiye hissettirdiği bugünlere denk geldi. Hatta kitaba başladığım zamanlara bakılırsa, kitapta bahsi geçen Sarıyaz'ın vuku bulduğu zamana denk gelmiş bile diyebilirim :)

Instagram hesabımda (@kitapcikedisi) kısaca yazmıştım: Fotoğrafa baktıkça içim açılıyor. Kitabın kapağı da öyle. İnsanı mutlu ediyor. Toıpkı Mahir Ünsal Eriş okumanın insanı mutlu ettiği gibi. Ama bu mutluluk sizi bulutlara çıkaran bir mutluluk değildir, çünkü onun en güneşli öykülerinde bile bir tutam bulut muhakkak olur. Onu okumanın mutluluğu iyi edebiyat okumanın mutluluğudur. Çünkü adı gibi, cümle kurmada, kelimeleri sıralamada mahirdir. Benim okuduğum ilk kitabı "Olduğu Kadar Güzeldik" idi. O günden beri sıkı takip ederim kendisini. Dergi yazılarını kaçırmamacasına. Eee, iyi kalemler bence altın madeni gibi, bulunca bırakmamak gerek değerli okur.

Şimdi, çayımı içip, yazımı bitirdiğime göre, kaldığım yerden devam edebilirim. Görüşmek üzere!

5 Temmuz 2020 Pazar

5 Temmuz; Bugün Bahçeden


Dedim ki; her gün kendimden bir şeyler paylaşıyorum, bu gün söz bahçemizin mahsullerinin olsun ☺️


Bebek karpuzlarımızın en büyüğü olur kendileri, acaba ne zaman dilim dilim yiyebiliriz diye meraktayım :)



Burada da domatesler var. Bu yıl şanslıyız, bir çok bahçeyi don vurmuştu bizde şükür ziyan yok 🙏🏻



“Çiçeği burnunda” deyimini tam olarak karşılayan salatalık 🥒 


Ve acı mı acı biberler de burada ☺️

Toprak işi çok çok emek, sabır ve bakım isteyen bir iş. Geçimini topraktan sağlayanlara Allah kolaylık ve bol bereket versin çünkü şu kadarcık bahçe bile büyük emek istiyor; çapalama, sulama, zararlılardan koruma... Yine de emeği dalından koparıp yemesi gibisi de yok 🤓

Bugün için büyük bir hayal kurmuş, kitap okumayı hayal etmiştim. Heyhat, olmadı. Yirmi sayfa belki okudum. Handan Gökçek’in “Ah Mana Mu (Anneciğim)” adlı romanına başladım. Bir mübadele romanı. Mübadele benim çok ilgi duyduğum bir alan. Ne bulursam okuyorum diyebilirim.

Değerli okur, Çağan bir mazaratlık yapmadan ona yetişmem lazım. :) sakin zamanlarda yazışmak üzere..

4 Temmuz 2020 Cumartesi

4 Temmuz; Uyku Zamanııı :)

Değerli okur, doğru tahmin, Çağan uyudu saat 18:30'da bile olsa uyudu ya şu an zaman bana kaldı ve ben ne yapacağımı şaşırdım :) Kitap mı okusam, blog mu yazsam yoksa blog mahallesinde mi dolaşsam :) 

Alıntıdır.

Bugün yine köydeyiz. Aslında bugünkü planım güzel bir gün batımı fotoğrafı çekip bir akşam şiiri paylaşmaktı ama Çağan uyuyunca bilgisayarı kaptığım gibi yazmaya başladım. Tabii yine plansız olarak, yani şu an klavyeye ne dökülürse siz de onları okuyorsunuz :)

Kitaplığı bitirdikten sonra gardrobun da olduğu o oda için çok güzel planlar yapmaya başladım. Şimdilik sürpriz olsun ama sonu gerçekten güzel olacak inşallah!

Gelecek haftadan itibaren işe gitmeye de başlıyorum, bu da biraz daha toparlar beni.

Şimdi biraz kitap okuma zamanııı :)

3 Temmuz 2020 Cuma

3 Temmuz; Basit Keyifler

Ohhh, keyfim keka şu an. İş yerindeyim bugün, sabahtan sekretaryasını benim yürüttüğüm bir Kurulun toplantısı vardı, onun için geldim. Sonrasında da diğer işlerimi hallettim sırasıyla. Şimdi azıcık soluklanayım dedim ve çay ocağından su bardağıyla çayımı aldım. Şu an bir tık soğumasını bekliyorum keyfini çıkarmak için. Yazının başlığı da buradan geliyor işte.

Alıntıdır.

Su bardağında sıcaktan biraz az sıcak o çayı içmek benim keyfim. Basit bir keyif, her an ulaşılabilir, sade ve kolay. Ama bu onun keyif değerini hiç azaltmıyor, aksine her defasında mutlu oluyorum :) Keza cips yemek de öyle. Hele hele, kitap okumak. Okumak benim için yemek, içmek kadar elzem ama aynı ölçüde de keyifli. Boş bulduğum iki dakikada bile bir sayfa okuyabiliyorsam, o benim kendime ayırdığım özel bir zamandır ve keyif kategorisine girmeyi çoktaaan hak etmiştir değerli okur.

Tabii ki tüm keyiflerim böyle basit değil. Ama basit keyfin sırrı şu ki, özel olan ve çaba sarf edeceğin, ulaşmak için zaman gereken bir durum değil. Beklemene gerek yok. Elini uzatsan alırsın ve seni mutlu eder. Hem genel, hem de özeldir ama salt sana özeldir. Başkasına saçma gelebilir ama senin için paha biçilemez, bu nedenle biriciktir.

Yaa işte böyle, bir su bardağı dolusu çay beni aldı nerelere getirdi değerli okur, var mı peki sizin de böyle basit keyifleriniz?

2 Temmuz 2020 Perşembe

2 Temmuz; Günleri Yetiremiyorum

Değerli Okur, zamanı yetiremiyorum ben. Bir bakıyorum akşam olmuş, bir bakıyorum sabah. "Ne yaptın?" sorusuna verebileceğim kısa cevaplardan başka bir şey de yok elimde. Son bir haftadır da iyice boşladığım evimi annemin yardımıyla düzene koymak dışında son zamanlarda dişe dokunan bir şey yapmıyorum doğrusu. Uzun zamandır tek başarım kitaplığı hale yola koymak oldu diyebilirim samimice. Bugün de portmantoyu düzenledim, kışlıkları kaldırdım. Sonra düşündüm de kışa ne kaldı ki..
Kitap okuyamıyorum, yazı yazamıyorum. Bungun, bulanık bir devirdeyim. Mızmızım üstelik, görüyorsun. Çok şey yapmaya niyetliyim fakat harekete geçemiyorum, tembelim. Özeleştiride bir numarayım ama aktivitede sınıfta kaldım.

Neyse, yarın işe gitmem gerekli. Şimdiden "Ne giysem?" diye düşünmeye başladım. Ama seviyorum bunu düşünmeyi, nedendir bilmem beni mutlu ediyor.


Nasıl da özledim şöyle oturup okumayı. Ve ne çok şikayetlendim. Sevgiyle değerli okur...


1 Temmuz 2020 Çarşamba

1 Temmuz; Yine Başlıyoruz :)

Karar aldıysam uyguluyorum değerli okur; temmuz ayında da her güne bir yazı ile sizlerle olacağım. Böyle çok güzel oluyor, hem de her gün yazınca kendimi iyi hissediyorum, blogum da boş kalmamış oluyor. Karar almazsam tavsıyor yazılar, böyle daha güzel. 

Aşağıda resimleri gördüğünüz üzere kitaplık düzenleme işine girmiştim dün akşam ve bitirdiğimde bugün ikindi olmuştu. Yıllar evvel evlenirken aldığım IKEA Billy kitaplıklara geçen gün bahsettiğim gibi dört tane ek raf almıştım. Tüm kitapları boşalttım, rafları ekledim, sildim temizledim, sonra yine tüm kitapları bir bir nemli bezle temizleyip yerleştirdim. Yalnız bu defa raf araları daralınca bazı kitaplar bazı raflara sığmadı, ordan al oraya yerleştir derken nihayete erdim ama uzun zamandır tasarlıyordum bu işi, büyük bir yük üstümden kalkmış oldu doğrusu.

Bu oda için çok süper planlarım var, ileriki günlerde yeni sürprizler paylaşabilirim değerli okur :)

Bugünlük havadisler bu kadar ♥️

29 Haziran 2020 Pazartesi

29 Haziran; Buradayım, Stop!

Yorgunum değerli okur. Haftasonu bahçedeydik yine. Çağan'ın peşinde koşturdum. Minik bir civciv resmen, her delikten geçiyor. Muhakkak takip etmeli. Dün en son leğene ılık su koydum ve bıraktım oynasın. Çünkü her çocuk leğende oynamalı :)

Henri Matisse

Çokça sanat müziği dinledim. Biraz bahsetmiştim size, eski romanıma geri dönüyorum. Ama bu geri dönüş birden olmuyor maalesef. Keşke parmaklarımızı şıklatsak ve o atmosferin içine girebilseydik. Biraz sihir ne güzel olurdu! Ama maalesef gerçek hayatta sihir yok. Emekle oluşturacaksın o atmosferi. Ben de kıyıdan köşeden giriyorum böyle. Şarkılar dinlemek bana iyi geliyor. Kendimi o zamana ışınlayabiliyorum. Tabii ki bu mecaz :)))

Fotoğraflarını çekmedim ama kekiklerim büyümüş, boylanmış. Gelip gidip seviyorum. Karpuzlar meyveye durmuş, keza domatesler ve salatalıklar da. Lavantalarım da çiçekleniyorlar. Doğa iyi geliyor.

Aaa, güzel haber, Üvey Kardeş bitti. Uzun bir yoldu, biraz yordu ama iyi ki okudum dediğim bir kitap oldu. 

IKEA'ya gitmem gerek. Kitaplığıma raf almalıyım, duvar için de raf gerekli. Gitsem olmuyor, gitmesem olmaz yani.

Bölük pörçük oldu kusuruma bakmayın, derli toplu yazılarda görüşmek üzere :) (Şu an geldi aklıma, Temmuzda yine her güne bir yazı yazsam mı acaba? Nasıl iyi geliyordu bana!)

10 Temmuz; Bir Kitap: Ah Mana Mu, Handan Gökçek

Değerli okur, sanırım bir süre evvel yitirdiğim okuma hızıma geri kavuştum. Duyan da son sürat okuduğumu zannedecek gerçi :) Bir haftada bir...