Bugün "Ne yazsam acaba?" derken, "Neden iki gündür dilimde dönüp duran bu şarkı hakkında yazmıyorum ki?" dedim.
Önce şarkımız;
İncesaz'ı her daim çok, ama çok sevmişimdir. Ve dinlemediğim zaman da özlerim. Çoğu vakit, hele de iş dönüşü, kulağımda onların nağmeleriyle dönerim eve.
Ezgileri beni yormaz. Yavaş yavaş inen akşamın tülü gibi sarıp sarmalar. Bahçe kıyılarında açan akşamsefaları gelir aklıma; yuvalarına dönmeye çalışan son kuşlar. Evlerine dönen insanlar. Mutfak balkonlarından sokağa sızan kızartma kokuları ve telaşlı anne çağrıları.. Bir yerlerde bir radyo çalıyordur, çapraz dairelerden birinde dünyaya uyum sağlamaya çalışan bir bebek feryat figan ağlıyordur. Çocuklar, akşam ezanından önceki son oyunlarını sürdürmenin derdindedirler. Genç kızlar, sofraları kurarken kim bilir ne hayalin içindedirler. Arabalar artık tek tük geçmeye başlar. Biraz sonra her yer iyice sakinleşir. Mutfakların balkonlarından telaşlı tabak çatal sesleri silinip, tez canlı çay kaşıklarının sesi yükselmeye başlar. Demli tavşankanı çayların eşliğinde, tadına doyulmaz sohbetlere koyulur büyükler. Çocuklar ise bir yolunu bulup sokağa çıkmanın peşindeler. Karanlıkta oynanan saklambacın tadına doyulur mu hiç?
![]() |
| Bir zamanlar Kızılay Meydanı / Alıntıdır. |
Şarkı biter, uyanırım rüyadan...
Hoşça kalın!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder