31 Temmuz 2018 Salı

Kendimle Bir Öğle Vakti*

Sabah mesaisinde, bir yandan harıl harıl çalışırken bir yandan da öğle yemeğine göz atmıştım. Baktım, pek beni saracak gibi değil yemek; ben de kendime "Haydi bugün sana dışarıda bir yemek ısmarlayayım!" dedim ve yemek vakti gelince kendimi dışarı attım.

Gerçi binadan dışarı adım atmaz yüzüm vuran sıcaklık kararımı şöyle bir gözden geçirmeme sebep oldu ama yine de geri dönmedim.

Yüksek sesle telefonla konuşan bir hanım abla ile eş hızla sokaktan aşağı yürüdük; kendisini orta yaşlı sınıfına koyduğumu öğrenecek olsa gazabına uğrayacağım kuvvetle muhtemel etine dolgun teyzem bir yandan terliklerini şipirdeterek ilerliyor, bir yandan da hattın diğer ucundakine dert yanıyordu; "Bu evrak işleri bizi üç haftadır süründürüyor! ..... O mu? Haydi oradan, onun şimdiye kadar bir işin ucundan tuttuğu görülmüş mü?!" Şikayetlenmelere fazla maruz kalmamak için, sıcaklığa rağmen hızı artırıp sokağın sonundan caddeye döndüm ve kendimi gönlümden geçen diyet patlatıcı junk food zincir restoranlarından birine attım.

Alelacele bir sipariş verdim, hızlıca yedim, kolayı da adetim üzere yarım bıraktım.

Resim alıntıdır.
Saate baktım; 12:42. Harika! Kitap okumak için bir dolu vaktim var demekti!
Çünkü, kendi başıma bir yere oturup; kalabalığın arasında, hayat akarken bu eylemi yapmak beni inanılmaz mutlu ediyor.

Aslında, kendimle vakit geçirmek, kendime zaman ayırmak beni mutlu eden şey.
İçimi dinlemek, sokaktan gelip geçeni gözlemlemek, bir markete girip üç beş parça ıvır zıvır almak...
Bir yazımda bahsetmiştim; en çok özlediğim şeylerden biri "kaliteli yalnızlık" diye. Yani arada bir tam da bugün yaptığım gibi, "kendimi" bir yerlere davet edip, ruhuma bakım yapmak, onu şımartmak.

Ama benim ruhum da pek kolay şımarır; biraz kitap, biraz abur cubur yetip de artıyor ona 😍

Çeyrek geçeye dek okudum, okudum.. Restoranın en kuytu köşesini seçmiştim zaten. Arada camdan dışarıyı seyrettim. İnsanlar öğle güneşinin altında telaşla bir aşağı, bir yukarı koşturup durdular. Telaşlı bir anne çocuğunu çekeleyerek azarladı. Genç bir çift sıcağa aldırmadan sarmaş dolaş yokuşa tırmandı. Mendilci çocukların çıplak ayakları, kara kaldırım taşlarında yandı.

Kitabımı da bayağı yarıladım. İnce bir öykü kitabı zaten, ama yazarının şiir geçmişi olduğu için biraz karmaşık biraz da eksiklerini bizim tamamlayacağımız mini öyküler yazmış. Okuması keyifli, ismi ise ilginç: Rıza Bıyık. 

Blog yazım bittiyse, işlere son hız devam!

Hoşça kalın!

*Canım Sevgi Soysal'a özlemle... 

10 yorum:

  1. Ne keyifli bir kaçamak olmuş :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sahiden de öyleydi :)sayesinde tüm günüm verimli geçti :)

      Sil
  2. ne tatlı anlatmışsın yaa :) sevgi soysal biricik tabeee :) eh yarım saat pek güzel geçmiiiş kendinlee :)

    YanıtlaSil
  3. "Kaliteli Yalnızlık" üzerine düşünmek istediğim bir sözcük öbeği. Teşekkür ederim bu söz için. Neşeli sevgilerle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim, umarım işine yarar :) benden de Neşeli Sevgiler :)

      Sil
  4. Yanlızlığı sevmeyenlerdenim, ama insanın gönlünün sevdiğini yapması güzel :)

    YanıtlaSil
  5. Blogunuzu keşfettiğim için o kadar mutlu oldum ki, yazdıklarınızda hep kendimden bir şeyler buldum. Sevgi Soysal’ı okumak istiyorum daha fırsatım olmadı. Yazılarınıza eklediğiniz resimlere de ayrıca hayran kaldım. :)

    YanıtlaSil

Derman

Gözlerimde bir damla, düştü düşecek.. Çok uzak bir yoldan eve dönmüş gibiyim; ve siz kollarınızı açıp karşıladınız beni.. Ne iyi geldiniz ba...