Bugünkü sorumuz pek tatlış :) Ve beni zamanda bayağı bir geriye götürdü, gözümde milyon tane anıyı canlandırdı diyebilirim :)
Sorumun cevabı; tabii ki o dönemin efsanesi, 80'ler sonu doğan kuşağın gözbebeği "Aslan Kral"!
Sene 1995, ikinci sınıftayım, onbeş tatilde olsak gerek. Henüz kardeşim yok. İşten geldiği bir akşam bana müjdeyi verdi; "Yarın işe birlikte gideceğiz."
![]() |
| Alıntıdır. |
Aman Allahım, yok öyle bir sevinç! Küçükken en sevdiğim şeylerdendi çünkü annemin işyerine gitmek. Hele annemler diğer arkadaşlarıyla sözleşip, o gün herkes çocuklarını getirdiyse çok daha efsane olurdu! Bilgisayar yeni gelmişti, yeşil ekranlı sadece veri girişi yapılan bilgisayarlardan değildi; bildiğin Mario, Prince of Persia filan oynanıyordu. Sonra yemekhaneye gidiyorduk; dört bölmeli çelik tabldot kaplarından yemek yemek en büyük zevklerimdendi! Yemekten sonra annemle Kızılay'da geziyor, Dost Kitabevi'nden istediğim kitapları alabiliyordum. Evet, o zamanlar da kitap kurduydum :) Öğleden sonra, öğrenim durumumuza göre -ki okuma yazma bilmek yeterliydi bizim için- postalanacak zarflara pul yapıştırma, evrakları şubeden şubeye götürme gibi daha ciddi işlerle meşgul oluyorduk; ya da bizi ancak bu yolla biraz daha oyalabiliyorlardı :) Akşam ise Mercedes O302 Kurum Servisi ile evimize dönüyorduk. Büyüdükçe her anından sıkılacağımız bu eylemlere çocukken karışmak için can atmamız ayrı bir ironi değil de ne?
Neyse, o sabah da hazırlandık; annem güzelce saçlarımı taradı, tertemiz giydirdi beni, servise bindik işe gittik. Gider gitmez, annemin çapraz odasında çalışan en yakın arkadaşına koştum; Yasemin Halama! Allahım, nasıl severdim o kadını. Kısacık saçları, zarif tavırları, benimle diyalogları; herşeyine ayrı hayrandım! Akşam eve giderken ondan ayrılmak istemez, içli içli ağlardım; o derece! Neyse, o sabah da sarıldım boynuna; sonra yanındaki siyah teneke ayaklı sandalyeye oturdum oratlet içiyorum filan, bana dedi ki "Bugün sana bir sürprizimiz var!"
"Yaaa," dedim, "Sürpriz mi? Söylesene halacım, ne sürprizi?"
"Söylersem sürprizi kaçar!"
O gün öğleyi zor ettim.
"Anneee, ne zaman çıkacağız?
"Az kaldı kızım.."
...
"Anneee, çıkmıyor muyuz?"
"Sen yanında kitabını getirmedin mi? Bak, bir daha sorarsan sürpriz müpriz yok!!!"
"....." -Boyun bükülür, zoraki kitaba bakılır.-
Öğle arası oldu; sağ elim annemde, sol elim Yasemin Halamda, başladık Bakanlıklardan aşağı yürümeye. Allah Allah, yemekhaneye gitmiyoruz, acaba nereye gidiyoruz? Bayağı bir yürüdükten sonra, McDonalds'ın kapısından girdik; Ankara'daki ilk McDonalds'tı, hala aynı yerinde duruyor sadece küçülttüler şimdi, yanına Tuğba Kuruyemiş geldi. Ahşaptan, ev dekorunda sıcak bir dekorasyonu vardı; bugün bile gözümün önündedir. Happy Meal istedik benim için, oyuncağını karton ve şık bir paketin içine koyarak verdiler, Paketin tutacağı McDonalds amblemindendi. Detaylarda kayboluyoruuum! Hayatımda ilk hamburgeri de o zaman yemiştim :) Hamburger ayrı lezzetli, o incecik, hepsi düzgün, çıtır çıtır patatesler ayrı lezzetliydi. Benim için, çocuk aklımla artık evdeki patatesler asla bu kadar lezzetli olmayacaktı.
"Sürpriz bu muuu? Çok güzelmiş, yine yiyelim annecim!"
"Dur daha bekle!"
Yine el ele tutuştuk, bu sefer Mithatpaşa'dan Kocatepe'ye yürümeye başladık. Yine tutturdum tabii ben, "Nereye gidiyoruz?" diye ama bu yolu biliyordum, "Beğendik'e gidiyoruz di miii?" diye trollük bile yapmaya başlamıştım :) -ki Kocatepe Beğendik de ayrı bir zamanda anlatılacak bir efsanedir!
Ara sokaklardan bir yere saptık, sonraaa..
Metropol Sinemasının önüne gelmişiz!!!
![]() |
| Alıntıdır. |
"Aslan Kral"ın afişini gördüm, o an anladım :)))
O zamanki duygularımla anlatamayacağım bir heves ve heyecanla bilet kuyruğuna girdik, içim içimi yiyor hala hatırlıyorum, "Ya bilet kalmazsa!" diye. Bir yandan da gözüm büfede satılan patlamış mısırlarda; benim gibi sinemaya gelen çocukların hepsinin ellerinde birer mısır. "Hıhh, " diye böbürleniyorum içimden, "MekDanıldsın oyuncağı bir tek bende!" Anneme söylemeye çekiniyorum ama canım nasıl çekiyor; Yasemin Halam sanki anlamış gibi büfeye yönelip koca bir mısır alıyor ve elime tutuşturuyor :)
Salona yöneliyoruz, ikisinin ortasına oturuyorum; salonun büyüklüğü, o loş ortam, hele beyaz perde, büyülüyor beni! Ama birden buruluveriyorum; çünkü önüme koca kafalı bir adam oturuyor! Allahım nasıl mutsuz oluyorum anlatamam!!! Sonra annem hemen çözüm üretiyor; zaten kendisi pratik çözümlerin insanıdır. Altıma kabanlarımızı katlayıp koyuyor, boyum hemen uzuyor :) Tam o sırada da perdede bir reklam başlıyor.. Pür dikkat izlemeye koyuluyorum, reklam bile olsa tek sahne kaçırmamaya niyetliyim.
Ve işte, film başlıyor....
Simba'nın öyküsünü izlerken, babasının ölümüne tüm salon birlikte ağlıyor, tahta çıkışına hep birlikte seviniyoruz. Geçmiş zaman, filmin detayları çok kalmadı aklımda; yaşanmışlıklar daha elle tutulur anılar.
Ama filmden de bir replik var aklıma kazınan;
"Hakuna matata!"
-Üzülme, takılma; endişelenecek bir şey yok!-
Hoşça kalın!


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder