Yürümenin Felsefesi'nden esinli son yazımın yorumlarında sevgili Ekmekçikız demişti ki "(...) Yavaş hayat en iyisiymiş, yeniden anlıyoruz." Bana içime dönmem konusunda ilham verdi, bunun için çok teşekkür ediyorum kendisine buradan :)
Öyle hızla yaşıyoruz ki aslında günümüz sisteminin dayatmasıyla, yaşadığımızı idrak etmeye zamanımız kalmıyor. Sürekli hareket halinde olmaya mecburuz. Çocuklar doğuyor, bir süre sonra kreşe, okula. Sınavlar, telaşlar. Kazanmak zorundalıklar. İyi kötü mezun oluyoruz, sonrasında iş bulma telaşı. İşe giriyorsun, tutunma telaşı. Hep ama hep bir telaş. Hep saate bakmaklar.
Saate bakmadığımız bir gün var mı?
Bir saate, iki saate sığdırmaya çalıştığımız şeyler. Hızla yenen yemekler, uykudan çalınan ömürler.
Öyle hızlı yaşamak zorundayız ki, duygularımızı analiz etmeye, kendimize kulak vermeye zaman yok. "Şimdi sırası değil," diyerek susturuveriyoruz içimizden gelen sirenleri. Belki "Bana yardım et," diyor kalbimiz ama o esnada yetiştirmemiz gereken bir iş çıkıyor, susturuyoruz. Bazı kalpler susmaya alışıyor sonra, içine ağıyor. Kimisi nasır tutuyor, zalimleşiyor. Kimisi daha fazla dayanamıyor, bir gün ansızın duruyor.
Endişeli hissediyoruz, sabah uyanınca kalbinin üzerinde bir taş oluyor bazen ki bunun bir nedeni olur çoğunlukla. Ama sen o kalbindeki taşla birlikte kalkıp işe gidiyorsun. Dizlerine bir de o taşın yükünü yüklüyorsun, dizlerin titriyor. "O taş oraya neden geldi, nasıl geldi?" bunu düşünecek zamanın yok. Zaman olsa da taşı kaldırmak istemeyebiliyoruz, bu başka bir konu. - Başka konulara hiç dönüş yapmıyorum değerli okur, sen de hiç uyarmıyorsun.
Saatler bizim hücrelerimiz aslında, zaman geçtikçe kendimizi birinden diğerine hapsediyoruz.
Sanırım bu yazıyı noktalamaya en çok Gülten Akın yakışacak değerli okur. Evet, tabii ki yine şiir.
| Alıntıdır. |
İLKYAZ
Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
Kalın fırçalarını kullanarak geçiyorlar
Evler çocuklar mezarlar çizerek dünyaya
Yitenler olduğu görülüyor bir türküyü açtılar mı
Bakıp kapatıyorlar
Geceye giriyor türküler ve ince şeyler
"Memelerinde biraz irin, biraz balık ve biraz gözyaşı
Bir dev oluyorsun deniz deniz deniz
sisin dere ağızlarından sokulup akşamları
Fındıklarımızı basıyor
Neyleriz kararan tomurcukları
Çocuklarımıza yalvarıyoruz: Aç durun biraz
Tecimenlere yalvarıyoruz:
Bir "Hotel" bir gizli evlenme az çiziniz
Bir banka az çiziniz bir yalvarma
Bizden size ve sizden dışardakilere
Karılarımızı yolluyoruz tırnaklarını kesmeye ve demeye
-Evet efendim-
Çocuklarımızı yolluyoruz dilenmeye
Bizler gidiyoruz yatağımız tanrıya emanet
Yazların motorlu çingeneleri
Ah, kimselerin vakti yok
Durup ince şeyleri anlamaya
Baba evleri, ilk kez girilen ırmağa dönüş
Toprağa tutku, kendinden dolayı
Kulaklarımızı tıkıyoruz: Para para para
Kulaklarımızı açıyoruz: Kavga kavga kavga
Sorar belki biri: Kavga ama neden kavga
Komşumuza sonsuz balta, karımıza yumruklar içinde
-Bilmiyoruz neden kavga.
Sonra kasabanın cezaevinde
Silgimizi göz önüne yerleştiriyoruz
Günlerimiz iterek genişletiyoruz
Yer açıyoruz karılarımızı düşünmeye
Bizsiz geçen menevşeyi düşünmeye
Durup ince şeyleri anlatmaya
Kimselerin vakti olmasa da
Okulların kadın öğretmencikleri
Tatil günlerini çoğaltsalar da
Kutsal nemiz varsa onun adına
Gözlerimiz için bağlar dokusalar da
Birikimler ve çizgiler gitgide gitgide
Açmaya ilkyaz çiçekleri
Bir gün birileri öte geçelerden
Islık çalar yanıt veririz
Kendi kendimize ettiklerimiz vol.1 :)
YanıtlaSilFakat bir defa aydınlanmayagör, nasıl güzelleşiyor hayat.....
Aydınlık hali de başka, ama başkalarının karanlığını da o zaman daha bir fark eder oluyorsun ya hani, orasını bilemedim işte...
Silİlham veren olarak adımı okumak yüzüme bir gülümseme yerleştirdi, Mimozacığım. :)
YanıtlaSilGeçenlerde çok yakın zamanda İstanbul'a gelmiş tatlı bir genç kızla konuşuyordum, bu şehirde en çok şaşırdığı herkesin her zaman koşarak bir yerlere gitmesi olmuş. Dışarıdan bakınca bir tuhaflık gözüküyor da, biz içerisinde savrulup gidiyoruz.
Ah, şiirin güzelliğini hatırlatmana teşekkür edecektim, acele etmişim işte!
SilHem de nasıl güzel bir ilham :)
SilBen de şimdiye dek İstanbul'da sadece bir haftasonu bulunabildim ama şehrin o harik güzelliğinin yanında kalabalıklığı beni çok ürkütmüştü mesela, her yerde karınca gibi insanlar ve sürekli bir akış halindeler :)
Herşey zamanında, gençken koşturuyor olduğunu bile farketmiyorsun, gücün yetiyor. Zamanla yavaşlama ihtiyacı gelip oturuyor yüreğe..
YanıtlaSilSindirmek istiyor insan sanırım yaşadıklarının, varsa tadını da çıkarmak tabii..
Silne güzel, yine şiirle biten bir yazı, en sevdiğim :)
YanıtlaSilNe güzel bir yorum bırakmış Şule Hocam, en sevdiklerimden :) <3<3<3
SilBende de bir ara köksüzlük hissi oluşmuştu. Şu an çalıştığım işyerime ilk başladığım zamanlar. Çok sevdiğim ve sevildiğim bir yerden gelmiştim ve burada kendimi resmen "köksüz" hissediyordum. Kendi toprağımda değildim sanki.. Dediğin gibi, bulut misali zamanla dağıldı o köksüzlük hissi. Bir baktım buranın iklimine alışmış, kök salmaya başlamışım bile :)
YanıtlaSilTeşekkür ederim sana <3
ay eveeet zaman ne yaa saçma bişi biz uydurduk onu :)
YanıtlaSilŞimdi de kendi canavarımız bizi yiyor :(
Sil