| Baccio Maria Bacci |
(...)
Velhasıl-ı kelam iyi değilim. "Uzun lafın kısası" da diyebilirdim, yahut "Sözün özü" ama eski dilin ahengini seviyorum, sen basit bir cümle kuruyorsun ama damakta güfte tadı bırakıyor. Tesadüftür, radyoda da en sevdiğim şarkı çalıyor şimdi; “Her mevsim içimden gelir geçersin…” Neyse. Uzun bir süredir damlatan bir musluk gibiyim ama geceleri kimsenin uykusunu kaçırmadığım için henüz fark edilmedim. Bir köşede öylece damla damla eksiliyorum. Cepten yiyorum, kendimden veriyorum. Bunu da yazmazdım, günler gecelere ve geceler günlere ulanırken ben de öylece tükenirdim ama sana söz verdim, “Her şeyi olduğu gibi yazacağım” dedim. Sakın bunun üzerine de “Neyin var?” diyerek topyekun gelme üzerime. İstediğim ilgi değil, sadece anlayış. Çünkü nazarımda anlamak bilmekten üstün, anlaşılmak ise bilinmekten kıymetlidir. Diyebilirsin tabii “Bilmeden nasıl anlayabilirim?” Cevabım; “Marifet bilmeden de anlayabilmektedir,” olur. Takdir edersin ki bu da salt kalbe has bir yetenek.
Heyhat, yine sarp yollara vurdum kendimi. Sen bana bakma. Bahar geldi, farkında mısın? Gördün mü bademleri? Açtılar mı orada da? Ne güzel konmuşlar kuru dalların ucuna. Ben seni bilirim; kaldırımlarda hızla yürürsün, bahçelere bakmaya zamanın yoktur... Görmediysen de görmeye çalış, lütfen. Kaç milyon yıldır kendiliğinden açıyor bu çiçekler, zamanlarının geldiğini hissediyorlar; çoğu insanda olmayan kadim, içten bir biliş var mayalarında.
Tamam, tamam. Daha fazla karıştırmayacağım aklını. Bir mektupta bu kadar gevezelik yeter. Yalnız yukarıda yazdığım kitabı unutma; ilk iş alıp bana gönder e mi? Sevdiğin gazete haberlerini de kesip koyuver zarfın içine; sonra, yemek tariflerini. Saatli maarif takviminin rastgele yapraklarını da ekle: “Erkek: Hüsnü, Kız: Hüsniye; Günün Menüsü: Şehriye Çorba, Patlıcan Musakka, Pirinç Pilavı, Kemalpaşa Tatlısı; Kırkikindilerin Başlangıcı" Ah... Ne güzeldir Ankara’da bir saçak altına sığınmak kırkikindilerde.. Burada burun kıvırdığım, alelade saydığım her şeyin kıymetini iki kat anladım. -İri doğramışsın, dişime dokunuyor diye kızdığım çoban salatasının bile.
Hasretle.
Ah! Saatli Maarif Takvimi'nin günün menüleri! :))
YanıtlaSilBazen öyle beş benzemez bir arada oluyor ki şöyle düşünmekten kendimi alamıyorum; bu bölümü yazan artık menü ayarlamaktan çok sıkılmış, tombala çeker gibi yemek seçiyor. ;)
Ekmekçim, ne güzel bir deyim kullanmışsın yorumunda, bayıldım bayıldım! Daha evvelden hiç duymamıştım "beş benzemez", not aldım bir kenara :)
SilMarifet bilmeden de anlayabilmektedir.
YanıtlaSilHalden anlamak bu oluyor herhalde..
Evet, halden anlayanlarımız çok olsun dilerim...
Sil"Velhasıl-ı kelam iyi değilim. "Uzun lafın kısası" da diyebilirdim, yahut "Sözün özü" ama eski dilin ahengini seviyorum, sen basit bir cümle kuruyorsun ama damakta güfte tadı bırakıyor."
YanıtlaSilNe güzel cümleler bunlar.
"Melâli anlamayan nesle aşina değiliz" demiş ya Hâşim, ben çok severim o sembolist kel şairi. Eski dilin ahengini en iyi verenlerdendir, genç nesilden birinin de o dildeki efsunu anlaması bana iyi geliyor, seni neden sevdiğim belli işte, bambaşkasın, melâli anlayanlardansın. Hep tatsızız, çok tatsızız, bilmiyorum ne olacak bu halimiz...
Nurşen ablacığım, ne şanslıyım ben, sevgini ta kalbimde hissediyorum <3 Birbirimize iyi geldikçe biraz biraz düzeleceğiz umarım...
SilSevgili Nida, hoşgeldin.. İyi ki geldin. Çok teşekkür ederim..
YanıtlaSilCanım İlkay, sana bu duyguyu verebildiysem ne güzel <3 çok teşekkür ederim..
YanıtlaSilbayıldım bu yazıya. eline, diline sağlık. dönüp bir daha okudum. nefis!
YanıtlaSilheeey yaaa senin galibası nostaljik buruk bir dilin yerleşiyor gibi :)
YanıtlaSil