2 Eylül 2022 Cuma

2 Eylül, Kavaklıca

Dün gece uyumadan evveldi Kavaklıca aklıma geldiğinde. Ne alakadır hiç biliyorum, belki de uyumadan evvel Instagramda gördüğüm bir fotoğraf bana anımsattı orayı. Tabii soracaksınız şimdi siz Kavaklıca nedir, neresidir?

Claude Monet

Dedemlerin o zamanlar şehirlerarası bir yol olan, şimdilerde yolların çevreye alınmasıyla tenhalaşan İzmir yolu üzerindeki tarlalarından birinin - bence en güzelinin adıydı Kavaklıca. Tam da eskiden yol kenarlarında görmeye alışkın olduğumuz türden, pastoral bir güzelliği olan kendine has bir yerdi. Yol seviyesinin aşağısında kalırdı, ufak bir bayırdan inerdik. Bir kenarında isminden mütevellit anlayacağınız üzere bir sıra kavak dikili - kavaklar bir tür yatırımdır aslında,  büyüyünce nakde çevrilirler - yol tarafında ise sıra sıra meyve ağaçları. En aklımda kalanı erikler. Allahım dallar tıka basa erik. Ben çocukluğumda meyveyi dalında orada görürdüm işte. Sonra mısırlar geldi aklıma. Benden uzundu mısırlar, girince arasında kaybolurdum. Mısırdan bir labirente girmiş gibi. koçanı saran kabuğu ayırınca içinden çıkan püskülünün ne güzel bir kokusu olurdu.. Ayçiçekleri desen öte yandan, sapsarı taçyaprakları ve simsiyah karınlarıyla tarlanın kraliçeleri gibilerdi. Onlar toplanır, yöresel bir fabrikaya verilirdi, ayçiçek yağı üretimi için. Ne verimli topraklardı, anneannem aklımıza gelecek her şeyi yetiştirirdi. Dedem arkasında selesi olan üç tekerlekli bir bisikletle gider gelirdi yolun kenarından tarlalara. Böylece taşıma problemi de olmazdı. Herşeyin kendi içinde bir düzeni vardı. Geçenlerde marketteki Çin sarımsaklarına  söverken aklıma geldi; Ben çocukken annem eve hiç sarımsak almazdı, hep dedemler yollardı. Bir akşam evvelden telefon ederdi dedem, "Size koli göndereceğiz yarın şu saatte garajdan alın," Sabahtan otobüse verirlerdi, biz akşama alırdık. "Ne de ağırmış, her şeyi doldurmuşlar," diye sürükleyerek getirilirdi eve koliler. Karton kutuyu açınca mis gibi ayva kokardı mesela, şimdi hatırladım, kokusu tüttü resmen burnumda. Bal kabağı çıkardı, tatlısı nefis olurdu; küçüklük ukalalığımla burun kıvırırdım, şimdi arasam bulamıyorum öyle kabağı. Pet şişelerde rahmetli anneannem yoğurt bile gönderirdi o kolilerde.Ben başka hevesle beklerdim ama o paketi. Koliden muhakkak bir mektup çıkardı çünkü dedemden gelen. Derslerimi sorardı, "tatilde gel, bekliyorum" derdi, bir de küçük harçlık gönderirdi. Duruyor hala dedemin mektupları. Anılar da duruyor, ve şimdi beni ağlatıyor. Hiç beklemiyordum bunu...

Madem Kavaklıca dedik, Sezen Aksu'yu anmadan geçmeyelim; ağlamışken tam olsun... 

Gidenlere rahmet, geride kalanlara selametle...



15 yorum:

  1. Doğasını hayalimde canlandıra canlandıra okudum. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ay inşallah oraya benzeyen bir manzara canlandırabilmişimdir hayalinizde :)

      Sil
  2. Ah o anılar da unutulursa….. Huzur içinde uyusun dede, güzel yaşamışlar gerçekten o zamanların insanları..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hem zor hem de doyumlu bir hayat aslında, bir gün de ondan bahsetsem aslında <3

      Sil
  3. Ne güzel anlatmışsınız.. Rahmet olsun ölenlere...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim <3 Amiiin, nurlarda yatsınlar inşallah..

      Sil
  4. Kavaklıca nerede Mimozacım? İzmir yolu derken?

    beni aldın nerelere götürdün...dedem de Turgutlu'dan koliler yollardı bize. Bizimkinin içinden de türlü güzellikler çıkardı ki en sevdiklerim tulum peynir ile ay çekirdeğiydi :) ve tabii mektup ya da kart :) Ne şanslı çocuklarmışız. Ne güzel yazmışsın. öperim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yakın coğrafyalar sayılırız Şule Hocam, Kütahya Simav'da, Demirci'nin hemen ardı diyebiliriz :) evet, bu gerçekten büyük bir şansmış ve iyi ki de yaşamışız <3 ben de çok öpüyorum :)

      Sil
  5. son zamanlardaki en güzel yazın buydu yaaa :) burnum sızladııı hele o mektup :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Deepcim ben bu yorumuna cevap vermiştim ama nereye gitti anlamadım :( yeniden yazayım <3

      Çok teşekkür ederim, senin bu yorumun benim için çok kıymetli :) hatta şimdi aklıma geldi de belki de dedemle devam ederim yazmaya, nasıl olur dersin?

      Sil
    2. hıhım ivit iyi fikir olur :)

      Sil
  6. Ah o koliler, mektuplar diyesim geldi, babannemin memlektten gelen, pestil dut kurusu, kimilerinin köme ya da cevizli sucuk dediği ama bizim orcik olarak bildiğimiz bil cümle yiyeceği sakladığı cevizden bir sandığı vardı ki içinde resmi evraklar, mektuplar gibi envai çeşit şey saklardı... Çocuk ölçeği ile baktığımda ne kadar çok şey sığıyor buna diye düşünürdüm. Bir efsane sandıktı ben için. Bir yazı demek ki insanı kendi dünyasının ötelerine de yollayabiliyormuş. Yani okuduğum enfes bir yazıydı. Bu arada babannemin sandığı bende, bir gün üzerine yazarım kimbilir:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hocam memleket Elazığ mı? Orciğinizden ben de tattım, bir harika doğrusu. Siz sandık deyince benim de aklıma dedemin kilitli çekmecesi geldi; gömme gardrobun çekmeceli kısmının en üstündeki çekmeceydi, minik bir anahtarla açardı. Babaanneniz gibi saklamadığı yoktu orada, nüfus cüzdanları, evraklar, traş makinesi, çayına attığı karanfil, hacıdan getirdiği esanslar, azıcık da Mark :)
      Beğenmenize çok sevindim, ama en kısa zamanda babaannenizin sandığını da sizden dinlemek isterim, çok bekletmeyin bizi lütfen :)

      Sil
    2. Ben ve kardeşlerim Samsun doğumluyuz ama büyüklerin hepsi Elazığın Mercimek köyünden:)

      Sil
  7. Ah bir de yazarken halimi görecektin :)

    YanıtlaSil

Derman

Gözlerimde bir damla, düştü düşecek.. Çok uzak bir yoldan eve dönmüş gibiyim; ve siz kollarınızı açıp karşıladınız beni.. Ne iyi geldiniz ba...