Sağolsun (!) pandeminin hayatımızı etkilemediği bir taraf kalmadı. Bunların en başında da uyku düzeni geliyor maalesef. Ramazan'ın gelmesiyle bu düzen iyice bozuldu. Normalde Çağan ile birlikte gece on buçukta uyurdum ben. Dün gece, saat 2 dolaylarında yatağa gitmeme karşın bayağı uzun bir süre uyku tutmadı. Sağa döndüm, sola döndüm derken sızmışım nihayetinde. Eskiden geceleri uyanmazdım, hatta nasıl uyuduysam öylece kalkardım. Çağan'dan sonra bu huyum da maziye karıştı, geceleri sık sık uyanıp üzerini kontrol eder oldum. Neyse, bu ara bilgiden sonra devam edelim. Zar zor uyumuştum ama bir süre sonra uyandım, Çağan'ın debelenmekten ayak ucuna inmiş yorganını yeniden üzerine çektikten sonra bir umut saati kontrol ettim, belki imsak vakti geçmemiştir de azıcık su içerim diye ama heyhat! Saat 5'e geliyordu. Homurdanarak uyumaya çalıştım.
![]() |
| Alıntıdır. |
O esnada işte, hani uykuda mıyım yoksa uyanıklıkla uyku arasındaki o bilincin açık olduğu ama yine de puslu geçişte miyim bilmiyorum, nedense aklıma dedemin dolabı geldi. Hatta aklıma da gelmedi, direkt gözümün önünde canlandı. Salona açılan odalardan küçük olanı dedemin odasıydı. İçeri girdiğinizde sağ duvarı boydan boya kaplayan, orası için yapılmış koyu kahve ceviz kaplama gömme dolabın zaten minicik odanın üçte birini kapladığını kolayca anlayabilirdiniz. Geceleri uyuduğu divan ile gömme dolap arasında kalan boşlukta ancak namaz kılabileceği kadar bir boşluk vardı diyeyim siz anlayın. İşte bu devasa gömme dolabın iki kapılı iki bölmesi yüklük ve gardrop olarak kullanılırken bu iki bölmenin arasında kalan minik tek kapılı bir bölme ve altındaki beş çekmecenin en üstteki ufak bir anahtarla açılanları dedemin kendine mahsus dolapları idi.
Rüyamda, yoksa o uyur uyanık anda mı demeliyim, dedem üst dolabını açıyordu. Üst dolapta bankadan emekli olmadan öncesinden kalma iki takım elbisesi dururdu hep; hiç unutmam birisi kahverengi, diğeri de yeşildi. Yeşilin tonu da, çook önceden tedavülde olan Elli Bin Lira'nın yeşilindendi. Çocuk aklımla öyle özdeşleştirmişim, yıllar geçmiş baksanıza hala gözümün önünde capcanlı.. Bu takım elbiselerin ceplerinde ekseri televizyonun kumandasını saklardı. Çünkü dedemin kanaatince gündüzleri televizyon izlenmezdi ve evde televizyona çok meraklı bir birey (ben) vardım! Dedem vakit namazı için camiye doğru yola çıkar çıkmaz halam ile dedemin odasına giderdik. Halam elbiselerden birinin cebinden kumandayı bulur ve babaannem camın önüne otururdu. Kumandanın dolapta olmadığı zamanlar da olurdu tabii, o vakit ya dedemin tekli koltuğunun altında ya da televizyonun altındaki regülatörün üzerinde olurdu; hiçbir yerde bulamazsak kesinlikle kilitli çekmeceye sakladığını anlardık! Namaz vakti bitesiye televizyonda bana uygun ne varsa -kaldı ki o dönem özel kanallar da yeni çıkmıştı, yani seçenek pek kıttı!- izlerdim. Babaannem dedemin köşeyi döndüğünü haber verir vermez televizyon kapatılır, kumanda da yerine kaldırılırdı. Elbiselerin altında kalan iki karış bile olmayan boşlukta da ne ararsanız vardı bana kalırsa; ufak esans şişeleri, Braun traş makinesinin kutusu, içtiği her çaya kattığı karanfilleri koyduğu minik külahlar -her çaya bir karanfil değildi, o karanfilin rayihası bitene dek kullanırdı, saklarken de o minik külahı kullanırdı-, kalemlerini koyduğu bir dikdörtgen kutu vs.
Alttaki kilitli çekmece ise daha ciddi şeyler saklanırdı. Banka hesap cüzdanı, kimlikler, vergi iade fişleri. Sahi vergi iadesini hatırlayanınız var mı :) Ne doldurmuştum yaşım ilerleyince dedeme yardım etmek için. Hiçbir fişi atmazdık. Eskiden kolay kolay hiçbir şeyi atmazdık aslında. Sonra ne oldu, nasıl olduysa böyle olduk... Bu da başka bir konu, belki bir gün de bunu konuşuruz.
Ah dedeciğim, ne özlemişim seni. Yattığın yer nur, mekanın cennet olsun inşallah. Seni de bu yazı ile anmış oldum.
Peki sizin unutamadığınız böyle anılarınız var mı? :)

Ne güzel anılar biriktirmişsiniz... Dedelerimiz, ninelerimiz pek kıymetli tabii... Allah hepsine uzun ömürler versin... Gani gani rahmet eylesin hayatta olmayanlara da...
YanıtlaSil