17 Mayıs 2020 Pazar

17 Mayıs; Bir Öykü

Bugün ne yazsam diye düşündüm, evdeki hazır yemek gibi elime geçen haftaki atölye ödevim geliverdi. Bakalım bu ödevin özelliğini bulabilecek misin değerli okur?

***
Alıntıdır.

Hastaneden ayrılırken, aldığım haberin etkisiyle ağzım kulaklarımdaydı. Öğle vakti temmuz güneşinde daha fazla kalmamak için durakta bekleyen taksiye attım kendimi.

-          "Nereye abla?"

-          "Kırkkonaklar’a lütfen."

Gideceğim yeri söyledikten sonra, ağrıyan sırtımı koltuğa yaslayıp soluklanmak için şöyle bir gevşeyecekken; basık tavanlı taksinin Kardeşler Pide Salonu’nu andıran ağır havası üzerime çöreklendi. Yüzümü ekşiterek, elimdeki tahlil dosyasını yelpaze niyetine sallamaya başladım. Bu sırada şoför acıklı nağmelerle Tanrı’ya yakaran kadın solistin sesini kısıp, başını arkaya doğru uzatarak;

-          "Camı az açalım mı abla?”

Diye dostane duygularla yardım elini uzatmaya çalıştı. Fakat bu yardım çağrısı burnuma Kastamonu Taşköprü sarımsağı esintileriyle ulaşınca, daha yeni yeni hisseder olduğum tatlı mide bulantısının şiddeti ikiye katlandı. Dosyayı daha hızlı sallayarak, kendimi zorlayıp cevapladım:

-          "Evet, lütfen!"

Taksinin açılan camından içeri süzülen taze hava sayesinde biraz düzelmiştim. Yelpazelendiğim dosyayı önüme açıp incelemeye koyuldum. Doktorun elime tutuşturduğu siyah-beyaz noktacık, Cihan ile benim bir parçamdı. Hala inanmakta güçlük çeksem de, rüyamız gerçek olmuştu sonunda. Müjdeyi şu zamana dek vermediğime ben de şaşırıyordum ama Cihan’a hayatının sürprizini yapmaya bu kadarcık da hakkım vardı.

“Kız mı olacak acaba erkek mi? Gözleri inşallah dayısı gibi mavi olur. Aman burnu halasına çekmesin de…” düşüncelere dalmışken, açık pencereden giren taze hava ağır bir kanalizasyon esintisiyle harmanlanarak yüzüme yüzüme vurmaya başladı. demin güç bela yatışan midem, tsunami etkisiyle yeniden kabardı. Bu esnada çantamdan panik içinde bir mendil çıkararak ağzıma kapadım. Taksici olmasaymış sarımsak satıcısı olabilecek şoförümüz, dikiz aynasından halimi görmüş olacak ki; “İyi misin abla?” diye sordu. Konuşsam, midemde ne var ne yok çıkaracağımdan korkarak, başımı iki yana çaresizce sallamakla yetindim. Trafik o esnada tıkalı olduğundan, camları kapayarak patlayan lağımın etkisini azaltmaya çalıştı, bu sefer de yeniden pide salonuna giriş yapmış olduk.

Sağda solda bir şeyler arandıktan sonra, suyun kaldırma kuvvetini keşfeden Arşimet misali “Evreka!” diye parıldayan gözlerle bana doğru kristal bir şişe uzatarak, “Al aba, bolca dökün, açılırsın,” dedi.

Minnetle ellerimi uzattım. Bonkörce boca ettiği kolonyayla ovaladığım avuçlarımı burnuma götürüp derin bir nefes çektiğimde, kaçınılmaz olanı ertelemenin nafile bir uğraş olduğunu tecrübeyle sabitlemiş oldum. Şoförün nazik ikramı, değil gebelik normal bir zamanda bile asla tahammül edemediğim zambak kolonyasıydı. Patos makinesi gibi dönen midemi daha fazla zapt edemedim ve içimde ne var ne yoksa çıkardım. O sırada, şoför de homurdanıyordu fakat dinleyecek halde değildim.

Nihayet taksiden inme zamanı geldi. Zavallının kirlenen aracı için de dolgun bir bahşiş bırakınca yüzü azıcık aydınlandı. “Abla, senin bebek kesin kız olacak; bak dediydi dersin!” diye neşeyle seslendikten sonra gaza basarak hızla uzaklaştı.


4 yorum:

  1. " Bir öykü " görmesem gerçek sanırdım.
    Çok başarılı . Tebrik ederim

    YanıtlaSil
  2. keyifli komikli duygusaldı hoştu öykü :) ödevin özelliği neymiş söyleseneee. sonu pek hoştu. kız olcak, bi de kokular vardı :)

    YanıtlaSil

Derman

Gözlerimde bir damla, düştü düşecek.. Çok uzak bir yoldan eve dönmüş gibiyim; ve siz kollarınızı açıp karşıladınız beni.. Ne iyi geldiniz ba...