![]() |
| Alıntıdır. |
Hastaneden ayrılırken, aldığım
haberin etkisiyle ağzım kulaklarımdaydı. Öğle vakti temmuz güneşinde daha fazla
kalmamak için durakta bekleyen taksiye attım kendimi.
- "Nereye abla?"
- "Kırkkonaklar’a lütfen."
Gideceğim yeri söyledikten sonra,
ağrıyan sırtımı koltuğa yaslayıp soluklanmak için şöyle bir gevşeyecekken;
basık tavanlı taksinin Kardeşler Pide Salonu’nu andıran ağır havası üzerime
çöreklendi. Yüzümü ekşiterek, elimdeki tahlil dosyasını yelpaze niyetine
sallamaya başladım. Bu sırada şoför acıklı nağmelerle Tanrı’ya yakaran kadın
solistin sesini kısıp, başını arkaya doğru uzatarak;
- "Camı az açalım mı abla?”
Diye dostane duygularla yardım
elini uzatmaya çalıştı. Fakat bu yardım çağrısı burnuma Kastamonu Taşköprü
sarımsağı esintileriyle ulaşınca, daha yeni yeni hisseder olduğum tatlı mide
bulantısının şiddeti ikiye katlandı. Dosyayı daha hızlı sallayarak, kendimi
zorlayıp cevapladım:
- "Evet, lütfen!"
Taksinin açılan camından içeri
süzülen taze hava sayesinde biraz düzelmiştim. Yelpazelendiğim dosyayı önüme
açıp incelemeye koyuldum. Doktorun elime tutuşturduğu siyah-beyaz noktacık,
Cihan ile benim bir parçamdı. Hala inanmakta güçlük çeksem de, rüyamız gerçek
olmuştu sonunda. Müjdeyi şu zamana dek vermediğime ben de şaşırıyordum ama Cihan’a
hayatının sürprizini yapmaya bu kadarcık da hakkım vardı.
“Kız mı olacak acaba erkek mi? Gözleri
inşallah dayısı gibi mavi olur. Aman burnu halasına çekmesin de…” düşüncelere
dalmışken, açık pencereden giren taze hava ağır bir kanalizasyon esintisiyle
harmanlanarak yüzüme yüzüme vurmaya başladı. demin güç bela yatışan midem, tsunami
etkisiyle yeniden kabardı. Bu esnada çantamdan panik içinde bir mendil
çıkararak ağzıma kapadım. Taksici olmasaymış sarımsak satıcısı olabilecek
şoförümüz, dikiz aynasından halimi görmüş olacak ki; “İyi misin abla?” diye
sordu. Konuşsam, midemde ne var ne yok çıkaracağımdan korkarak, başımı iki yana
çaresizce sallamakla yetindim. Trafik o esnada tıkalı olduğundan, camları
kapayarak patlayan lağımın etkisini azaltmaya çalıştı, bu sefer de yeniden pide
salonuna giriş yapmış olduk.
Sağda solda bir şeyler arandıktan
sonra, suyun kaldırma kuvvetini keşfeden Arşimet misali “Evreka!” diye
parıldayan gözlerle bana doğru kristal bir şişe uzatarak, “Al aba, bolca dökün,
açılırsın,” dedi.
Minnetle ellerimi uzattım. Bonkörce
boca ettiği kolonyayla ovaladığım avuçlarımı burnuma götürüp derin bir nefes
çektiğimde, kaçınılmaz olanı ertelemenin nafile bir uğraş olduğunu tecrübeyle
sabitlemiş oldum. Şoförün nazik ikramı, değil gebelik normal bir zamanda bile
asla tahammül edemediğim zambak kolonyasıydı. Patos makinesi gibi dönen midemi
daha fazla zapt edemedim ve içimde ne var ne yoksa çıkardım. O sırada, şoför de
homurdanıyordu fakat dinleyecek halde değildim.
Nihayet taksiden inme zamanı
geldi. Zavallının kirlenen aracı için de dolgun bir bahşiş bırakınca yüzü
azıcık aydınlandı. “Abla, senin bebek kesin kız olacak; bak dediydi dersin!”
diye neşeyle seslendikten sonra gaza basarak hızla uzaklaştı.

Çok hoşuma gitti bu:)
YanıtlaSilgüzel bir hikaye idi.
YanıtlaSil" Bir öykü " görmesem gerçek sanırdım.
YanıtlaSilÇok başarılı . Tebrik ederim
keyifli komikli duygusaldı hoştu öykü :) ödevin özelliği neymiş söyleseneee. sonu pek hoştu. kız olcak, bi de kokular vardı :)
YanıtlaSil