Bugün bir challenge üzerine yazıyorum.. Sevgili Leylak Dalı'nın açık daveti ile katıldım bu challenge'a.. Anılarımızda ve hayatımızda yeri olan ağaçlara dair yazacağız..
| Peder Monsted |
Benim anılarımda yer eden ilk ağaç, halamın Mamak'taki iki katlı evinin bahçesinde boy veren o koskocaman dut ağacıdır. İkinci katın uzun balkonuna çıkar, bir yandan büyüklerin gölgedeki divanlarda ettiği sohbete kulak kabartır; bir yandan da dalları balkona uzanan ağaçtan kopardığım dutları mideye indirirdim. (Bazen de akşam eve geldiğimde bir emaye tasta dut bulurdum, halam toplayıp yollamış olurdu...) Aşağıda halamın tavukları gıdaklardı, Kalimero en unutulmayanı. Bir de köpek kulübesi vardı, eniştemin köpeği vardı hayal meyal anımsıyorum.. Uzuuun merdivenli sokağın en tepesine çıkana kadar nefes nefese kalırdım. Yine de halama gitmenin verdiği o sevinci o zamanlar pek nadir başka şeylerden de tadardım. Hele bir de kondunun çatısında tarhana döktüğümüz günler vardı ki, o bambaşka bir yazıya konu olur. Ne güzel zamanlardı. Hiç unutamam.
Yine bir diğer dut ağacı var ki; o da anneannemlerin bahçesindeki dut ağacı. Altında yaz tatillerindeki köy toplaşmalarında kuzenlerimle saatlerce oyun oynadığımız, dallarına salıncak kurup sırayla sallandığımız, dallarına çıkıp sallayarak altına serdiğimiz sofra bezinden o olgun, lezzetli meyvelerini topladığımız canım dut ağacı.. Hatta bir keresinde kendir iplerin ucuna bir kalas bağlayarak gondol yapmıştık, binerken bir de şarkı uyduruvermiştik; "Volkili gondol ne güüzelmiş, yamuk gidermiiiş..." Aynı ağacın altında bir dolu fotoğraf var. Mesela bir diğerinde de dayımın oğluyla çadır kurmuşuz tahta sandalyelerle filan, içinde pozlarımız var, ağzımızı burnumuzu yamultmuşuz. O yaşlarda bu pozu vermek zaten ayrı bir olay :)
Eski işyerimin bahçesindeki o yıllanmış meşe palamudu ve atkestanesi ağaçları da başka bir anı.. Çok uzun yıllar çalıştım orada. Eşimle yürüdük, sonra hamileyken orada çok yürüdüm.. Minnoş meşe palamutlarını toplar, babama hediye ederdim :)
Sonra, Ankara'nın hemen her köşesinde bulabileceğiniz iğde ağaçları.. Onların hepsi benimdir. Çiçek açma zamanlarındaki o ılık ılık tüten kokuları ve kendilerine özgü sadelikleriyle benim en en en sevdiğim ağaçlardan. Meyvesiyle hiç aram yoktur, ama kokusu, ah o kokusu...
Ben de sizleri davet ediyorum ağaçlarınızı yazmaya..
Canım ne güzel olmuş, ellerine sağlık...
YanıtlaSilSağol canım ablacığım.. Çok sevgiler
SilAğaçtan yenen dutun tadına doyum olmaz.
YanıtlaSilHele de çocukken yediysen..
Silnefis anılar bayıldım. kalimero, tavugun adı mıydı. hiç böyle bir ağacım olmadı yaaa :) anılı ağaç ne güzelmiş :) annatsana çocukluğunu yineee :)
YanıtlaSilEveet, tavuğun adı idi :) anlatırım tabii Deep, sen iste :)
SilSevgili Mimoza,
YanıtlaSilAdınız çok sevdiğim ağaçlardan birisine ait, ne güzel. :)
Dut ağacı, çoğumuzun çocukluğunun ortak noktası gibi duruyor, hepimizin ağaçtan dut yeme öyküleri var.
Ne yazık ki, şimdilerde, bizim mahalledeki dut ağaçlarının meyvelerini kimse toplamıyor, öylece dökülüp gidiyorlar. Umarım karıncalar yiyordur, hiç değilse.
Ne güzel bir tesadüf :) Hoş geldiniz bloguma sevgili ve değerli Ekmekçikız :)
SilMahalle arası ağaçlar bile kendi kaderine terk edildi değil mi? Bırakın o ilişkileri, o dostlukları...
Ah o dut ağaçları :) Elinize yüreğinize sağlık, ne güzel anlatmışsınız :)
YanıtlaSilOkuduğunuz için sizin de gözlerinize sağlık :) teşekkür ve sevgiyle
Silsizlerin yazdıklarını okudukça benim de ağaçlarla ilgili anılarım birbir geliyor aklıma ve şaşırıp kalıyorum ..harika challenge...
YanıtlaSilMeğerse ne çok anı var zihnimizde birikmiş, tek bir kelime bile tutup o saklandıkları yerden çıkarmaya yetiyor :) çok teşekkür ederim :)
Sil