Sabah insanın genzini yakan o baca dumanı nasıl anlatılır bilmiyorum. Evden çıkar çıkmaz insanın yüzüne jilet atan ayaz nasıl anlatılır. Uyurgezer gibi inmek konduların yokuşundan, çamurlu basamaklarda ayakların kaymasını, acele ederken çanağının üstüne oturmayı nasıl anlatayım ben.
![]() |
| Alıntıdır. |
Gözlerinin mavisi çıkmış simitçinin gazeteye sardığı iki üç halka, dolmuş sırasında içilen sigara, nefes kokusu, çürük yumurta, mide bulantısı, zar zor oturabildiğin koltuk, "Bir kişi uzatsana,", "Müsait bir yerde,", kazık fren, üstüste yığılmak, "Terbiyesiz herif, utanma da yok, aaaa"; bunları nasıl anlatayım.
Sonra yine yürümek, başlayan kar, paltonun üzerinde biriken buzlar, "Selamün aleyküm usta,"lar, "Nerde kaldın ulan eşşoğlu"lar, biçilen kumaşlar, dikilen gömlekler, "Çabuk şunu Koyuncu Han altı numaraya götür, sallanma"lar, önünden geçilen vitrinler, senin olamayanlar, altı delik kunduralar, basınca su fışkırtan kaldırım taşları; ben bunları nasıl anlatayım.
Karanlıkta çıkmalar, eve gidesiye gene bir tur "Bir kişi uzatsana", kondu yokuşunu bu sefer tırmanma, bu sefer paçalara dek çamura saplanma, "Başka pantolonum yok" derdine düşme, "Sobayı da yakacağım daha" derdine de düşme, kıyıda kalan biraz peynir, bir iki turşu, ve akabinde umutsuz bir uyku.
Ben size bunları nasıl anlatayım bilmiyorum.

Ne kadar güzel bir yazı. Okurken aklıma gelen şarkı şuydu:
YanıtlaSilhttps://www.youtube.com/watch?v=jVMzb_vdaBo
bir iki turşu, ve akabinde umutsuz bir uyku :) muhteşem!
YanıtlaSilöykülerimi böyle yazıyom aynen işte, bunları kurgulayarak :)
YanıtlaSilGarip gelebilir ama ben kışı özlediğimi hissettim bu yazıda.
YanıtlaSilÇok güzel 🙂
YanıtlaSil