Merhaba değerli okur,
Yine bir süre kayboldum değil mi? İnan zamansızlıktan oldu bu sefer, yoksa yazacak bir dünya şey var ama fırsat bulamadım. En son "Yalnız kalmak istiyorum!"lu çıkışımdan sonra, mucizevi şekilde ertesi sabah bir fırsatını yakaladım ve tam da arzu ettiğim gibi uzun bir yürüyüş gerçekleştirdim :) Evden çıkıp müzik dinleyerek, podcast bölümleri devirerek Kızılay'a geldim, önce en sevdiğim mekanlardan olan kırtasiyeye uğradım, bir basmalı kalem aldım -Çünkü hiç yok(!)- Oradan tabii ki Dost'a geçtim, elimde yeterince hatta fazla sayıda kitap var ama niyetim kitap almaktı ve listemde bekleyen bir kitap olan Eşlikçi Kız'da karar kıldım. Sonra raflar arasında ilerlerken Adalet Ağaoğlu okumayı ne çok özlediğimi fark ederek Damla Damla Günler II'yi karıştırmaya başladım. İlk günlüğü 2016'da okuduğumdan araya zaman girmişti, ben de dedim en iyisi ilk günceyi sayfa sayfa bir daha okuyup anımsayayım, bu arada da başka bir kitabı kendimle götüreyim; o da Ruh Üşümesi oldu. :)
Zamanım daralırken koştur koştur Karanfil Starbucks'a attım kendimi. Sigara içen çılgın kalabalık minicik bahçeyi tıka basa doldurduğundan, üst kat serin ve tenhaydı. Kendime adetim olduğu üzere kuytu bir köşe buldum, burada en sevdiğim Latince cümle geliyor aklıma "In solis sis tibi turba locis." Türkçesini koymuyorum size ödev olsun :) Üç tahıllı fit kurabiye almıştım, on beğenmedim ama cold brew latte iyiydi. Eşim arayana dek okudum orada, sessizlikte ve serinlikte. Gerçekten şarjımın dolduğunu hissettiğim anlardandı. İnsan kendi sessizliğine ihtiyaç duyuyor. Mesela işe gidip gelirken serviste ben hiç sıkılmam, çünkü o vakitler de benim kendime kalan zamanlarımdır. Bir şeyler okur, dinler, düşünürüm. Her gün izlediğim ağaçlarım vardır benim :)
Orada okumaya başladığım Eşlikçi Kız'ı cuma günü bitirdim. Can Yayınları Kısa Modern dizisinden bir kitap, yazarı Nina Berberova. "Kıskançlık" temasını çok ince bir noktadan ele alan 96 sayfalık uzun bir öykü. Yetenekli fakat yoksul bir piyanist olan Soneçka'nın, kendisine göre madden ve manen çok daha ileride olan Marya Nikolayevna'ya şarkı söylerken eşlik etmek üzere işe alınmasını ve akabinde bu ihtişamdan rahatsız olarak kendini kurmasını ve intikam duyguları beslemesini ele alıyor. Benim okurken çok etkilendiğim kısımları oldu kitabın. Okumak isteyenlere öneririm.

Latince cümlenin anlamını kalabalıklar içinde yalnız olmak olabilir diye düşünmüştüm, Google'a bakınca benzer bir şey çıktı :)) Eşlikçi Kız'ın yarısını ben de Kuğulu Park'ta okumuştum, zavallının bahtı ev dışında okunmak olsa gerek, kıskanç şey :))) Oğlum küçükken çok yaramazdı, nefes alacak bir saniyem bile olmazdı. Okula giderken babanneye bırakırdık, özellikle bir saat erken çıkardım evden, bırakır okula dinlenmeye giderdim resmen :) Sonra büyüyorlar işte ve özlüyorsun o günleri, neyse yerine veliahtı geldi :) Çok sevgiler...
YanıtlaSilYaa o Veliaht pamukşeker gibi bence <3 benim yerime de sev güzel Umut'u ablacığım, bizimki de şimdiden sevdirmemeye başladı kendini küçük gıcık :)
SilCanımm İlkay, senden bu yorumu almak ne güzel, çokk mutlu oldum <3 latince bazı deyimler beni peşine takıp götürüyor; en son "Sapere Aude"de kaldım mesela :)
YanıtlaSilSevgilerimle <3
yorum daptıydım, spamda olabiler :)
YanıtlaSilİyi ki yazdın, sayende farkettim :)
Silah ne şahane bir haber Fazıl Say albümü. Hemen dinlemeye başladım ve de indirdim telefonuma albümü. Türkan Saylan, Tarık Akan...Ne hoş bir fikir olmuş bu portreler albümü.
YanıtlaSilKulaklara afiyet bir albüm değil mi? Hiç yormuyor insanı, hele çalışırken çok müthiş <3
Sil