Ara sıra bazı bazı yazmalarıma devam ediyorum. Aslında bu aralar yazma fikrine uzağım nedense. Halbuki geçen aylarda bu konuda bir yoğunlaşma dönemine girmiştim ama, o istikrarı devam ettiremedim. Hayat gailesi biraz fazla esir aldı beni. Bakalım, umarım dönebilirm eski günlere.
Uzun bir süredir, sadece bölük pörçük seyredebiliyorum televizyonda bazı şeyleri. Dün akşam, eşim TiViBu'da filmlerde gezinirken ekrana takıldı gözüm; "Aaa, Keşanlı Ali Destanı gördüm orada, izlesek olmaz mııı?" deyiverdim. Onun da eşref saatine denk geldi, normalde hiç sevmez eski filmleri. Başlattık, seyre koyulduk.
Daha evvelden, Gülriz Sururi'nin anılarını okurken hep hayıflanırdım; "Keşke o döneme yetişseydim de izleyebilseydim Keşanlı Ali Destanı'nı!" diye. Çünkü Gülriz Sururi ve Engin Cezzar'ı efsaneleştiren oyunlardan biridir. Haldun Taner'i de anmadan geçmek tabii ki olmaz, o yazmasa nasıl oynanacaktı :)
Şarkılar ayrı güzel, danslı kısımlar ayrı güzeldi.
İzlerken çok keyif aldım, çünkü tüm oyuncular dönemin şartlarına göre çok iyi işler çıkarmıştı. Fırsat bulursanız, muhakkak bir 85 dakikanızı ayırıp izleyin.
"sinekli dağdır burası,
şehre tepeden bakar,
ama şehir uzakta,
masallardaki kadar"
Ben bu eski filmleri ve oyuncuları çok severim ama eşim sevmeyince açıp izleyemem. Ortak filmlerde anlaşırız ki fazla tv. alışkanlığımızda olmadığından sınırlı sayıdadır açıp baktığımız. Yanlız bir zaman dilimi yakalarsam izlemek isterim :)
YanıtlaSil:)) Bizde aslında tam tersidir, eşim her daim kendi istediklerini izler ama bu sefer beni ters köşe yaptı :D
Siltiyatrosunu izledim komiktiiiii :)
YanıtlaSil